Değer üretmek fazla çalışmaktan çok anlamlı çalışmayı, özgün ve inovatif olmayı, insana yatırım yapmayı, ekip ruhunu merkeze almayı ve zorluklar karşısında umudu kaybetmemeyi gerektirir. Değer yalnızca sonuçta değil, süreçte; yalnızca başarıda değil, emekte; yalnızca maddiyatta değil, insanda gizlidir...
LEVENT ABAY
Mimar / Bilgili Holding Yön. Kur. Üyesi ve Proje Geliştirme & İnşaat Yönetimi Grup Başkanı
Bu özel içerik, Şantiye® & inSuppliers işbirliği ile "Değer Üretenler" yazı dizisi kapsamında yayınlanmaktadır.
Değer...
Günlük dilimizde en sık kullandığımız kelimelerden biri...
“Değerli”, “değer katmak”, “değer üretmek”, “değer kaybı”...
Neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Bir nesneye, bir ilişkiye, bir emeğe ya da bir mekâna anlam kazandıran şey; çoğu zaman onun maddi karşılığı değil, insan hayatında bıraktığı iz oluyor. Değer; ölçülen değil, hissedilen, yaşanan bir kavram ve zamanla anlam kazanıyor. Aynı zamanda maddi karşılığı ile beraber ölçülebilir ve ölçülemeyen boyutları ile çok katmanlı bir olgu.
Türk Dil Kurumu’na göre değer, “bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık; fehamet, kadir, kıymet” olarak tanımlanır. Ancak kendi hayatıma ve mesleki yolculuğuma baktığımda, değerin hiçbir zaman bu kadar sınırlı bir çerçevede var olmadığını söyleyebilirim. Benim için değer; zamanla büyüyen, deneyimle derinleşen ve en çok da insanla anlam kazanan bir yapı oldu.
Özne “mimarlık” olduğunda, bir mekânın insanda yarattığı his, çoğu zaman rakamlara sığmaz. Işığın mekâna nasıl girdiği, bir duvarın dokusu, boşluğun nefes aldırıp aldırmadığı, metrekareyle ölçülmez ama yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Büyük ama yorucu, etkileyici ama yaşanamayan mekânlarla karşılaştığımızda şunu anlarız: Metrekare arttıkça değerin tüm katmanları otomatik olarak artmaz. Aksine, doğru kurgulanmamış her büyüme, mimari değeri aşındırır.
Kullanıcısı düşünülmeden yapılan tasarımlar, sergilenen ama yaşanamayan mekânlar üretir. Fotoğraflarda güçlü görünen ama gündelik hayatta işlevini yitiren yapılar, çoğu zaman empati eksikliğinin sonucudur. Benim için değer üretmek; kullanıcıyı bir “son kullanıcı” değil, sürecin doğal ve aktif bir parçası olarak görmekle başlar.Mimarlık, ancak insanla gerçek bir temas kurduğunda anlam kazanır.
Değer üretmek benim için kısa vadeli kazançlardan çok, uzun vadeli saygınlığı önemsemek demektir. Kendi mesleki yolculuğumda değer üretmek hiçbir zaman yalnızca bir hedef olmadı; bir yaklaşım biçimi, hatta bir pusula oldu. Hayata geçirdiğimiz projelerde yalnızca sonuca değil, sürece de odaklandım; öğrenmeye, ekip arkadaşlarımın gelişimine katkı sunmaya ve projenin tüm paydaşlar için kalıcı bir karşılık yaratmasına özen gösterdim.
Çok önemsememiz gereken bir nokta da, geleceğin mimar-mühendislerini yetiştirme sorumluluğumuz, geleceğin mimari değerini yaratma sorumluluğumuzdur. Kendi adıma tecrübemi, yaratabildiğim inovasyonu gelecek nesillere aktararak yeni insani değerlere ulaşmak, bu vesileyle yeni mimari değerlerin oluşumuna katkıda bulunmayı önceliyorum. Gerek üniversitelerde katıldığım organizasyonlar gerekse mentörlük çalışmaları hem edindiğim misyona katkıda bulunuyor hem de benim kişisel gelişimime katkı sağlıyor. Yeni fikirler için her yaştan insana dokunmak çok önemli.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK DERKEN...
Sürdürülebilirlik bugün çok konuşuluyor; mimari ve toplumsal değerler açısından çok gerekli görülüyor, ancak bazen içi boşaltılmış bir pazarlama söylemine dönüşmüş durumda. Gerçek sürdürülebilirlik, yalnızca kullanılan malzemede değil; o malzemenin doğru yerde, doğru detayla ve doğru amaçla kullanılmasındadır. Bu yaklaşım, teknik olduğu kadar etik bir duruş gerektirir. Ayrıca sadece malzeme değil, geri dönüşüm, temiz enerji, güncel teknoloji kullanımı sürdürülebilirlik açısından ele alınmalıdır.
Sürdürülebilir bir yapı kullanıcının yaşam kalitesini artırmalı
Sürdürülebilir mimarlığın sosyal boyutu çoğu zaman göz ardı edilir. Oysa bir yapının sürdürülebilir olması, kullanıcılarının yaşam kalitesini artırmasıyla doğrudan ilişkilidir. Sağlıklı iç mekânlar, esnek kullanım senaryoları, erişilebilirlik ve toplumsal etkileşimi destekleyen mekânsal kurgular; mimarlığın yalnızca fiziksel değil, sosyal bir üretim olduğunu hatırlatır. İnsan odaklı olmayan bir yapı, çevre dostu olsa bile gerçek anlamda sürdürülebilir sayılmaz.
Sürdürülebilirlik, mimarlıkta kaçınılmaz bir gerekliliktir
Ekonomik sürdürülebilirlik ise mimari kararların uzun vadeli sonuçlarını değerlendirmeyi gerektirir. İlk yatırım maliyeti düşük olan ancak işletme ve bakım giderleri yüksek yapılar, zaman içinde ciddi bir kaynak israfına dönüşebilir. Buna karşılık, doğru tasarlanmış sürdürülebilir yapılar “enerji tasarrufu”, “düşük bakım ihtiyacı” ve “uzun ömürleri” sayesinde hem kullanıcıya hem de kente değer katar. Kısaca “sürdürülebilirlik” mimarlıkta bir seçenek değil, kaçınılmaz bir gerekliliktir.

SADECE ESTETİK YETERLİ Mİ?
Mimarlıkta çoğu zaman estetik, yaratıcılık ve mekânsal kalite üzerinden yapılara değer biçilir. Ancak bir mimari projenin var olabilmesi için kaçınılmaz olarak ekonomik bir sistemin parçası olması gerekir. Ekonomik değerin ve fizibilitenin doğru kurgulanmadığı durumlarda mimari kalite uzun vadede zarar görür.
Ekonomik değer yaşam döngüsü boyunca değerlendirilmelidir
Ekonomik değer, mimari projelerde yalnızca yapım maliyetiyle sınırlı değildir. İlk yatırım maliyeti, işletme ve bakım giderleri, enerji verimliliği, kullanım ömrü, kullanıcı memnuniyeti ve uzun vadeli değer artışı birlikte ele alındığında gerçek ekonomik değer ortaya çıkar.
Ucuza inşa edilen, ancak kısa sürede bakım gerektiren, yüksek enerji tüketen ya da kullanıcı beklentilerini karşılamayan yapılar ekonomik açıdan başarısızdır. Bu nedenle ekonomik değer, kısa vadeli değil, yaşam döngüsü boyunca değerlendirilmelidir.
Doğru okunan bir bütçe, tasarım zekasını geliştiren güçlü bir araçtır
Mimarlık pratiğinde bütçe çoğu zaman yaratıcılığı sınırlayan bir unsur olarak görülür. Oysa doğru okunan bir bütçe, tasarım zekâsını geliştiren güçlü bir araçtır. Gereksiz metrekarelerden kaçınan, uzun vadeli performansı gözeten malzeme seçimleri yapan, detay çözümünde abartıdan uzak duran ve işlevsel verimliliği önceleyen tasarımlar hem ekonomik hem mimari açıdan daha güçlü sonuçlar üretir.
SÜRECİ PLANLAMAK
Günümüzde mimarın rolü yalnızca estetik üretmekle sınırlı değildir. Mimar; tasarımcı kimliğinin yanında, projenin ekonomik sürdürülebilirliğini gözeten stratejik bir paydaştır. Fizibilite sürecine erken aşamada dâhil olan mimar, tasarım kararlarını ekonomik verilerle birlikte değerlendirir ve daha gerçekçi, daha uygulanabilir çözümler üretir. Bu yaklaşım, mimarlığı piyasa koşullarına teslim etmek değil, bilinçli ve sorumlu bir üretim biçimi geliştirmektir.
Sürece katkı sunan insanlar...
Bir projenin hayata geçme süreci çoğu zaman karmaşık ve çok katmanlıdır. Yatırımcılar, geliştiriciler, tasarımcılar, projeciler, yükleniciler, tedarikçiler, denetçiler ve resmi kurumlar bu sürecin doğal paydaşlarıdır. Ancak çoğu zaman gözden kaçan en kritik unsur şudur: Bu paydaşların her birinin arkasında bilgi birikimiyle, duygusuyla, beklentisiyle ve emeğiyle sürece katkı sunan insanlar vardır.
Aynı proje;
- Birinin meslek hayatındaki ilk adım
- Bir başkasının emeklilikten önceki son sorumluluğu
- Bir diğerinin en büyük kazancı ya da kaybı
- Başka birininse en gurur duyduğu ya da en çok zorlandığı deneyim olabilir.

Emek ya yeni bir değer üretmiştir ya da...
Dolayısıyla projeler yalnızca teknik ya da ekonomik çıktılar üretmez; aynı zamanda insanların hayatlarına dokunan, onları dönüştüren ve şekillendiren süreçler yaratır. Yüzlerce insanın hayatında aynı proje bambaşka anlamlar taşır. Ancak bu farklılıkların ortak bir noktası vardır: Ortaya konan emek, ya yeni bir değer üretmiştir ya da değerini kaybetmiş bir yapıyı yeniden hayata kazandırmıştır.
Değer, her zaman başarıyla doğru orantılı değildir
Dünyada ve ülkemizde bunun sayısız örneği vardır. Ticari olarak başarısız olmuş ancak kültürel, mimari ya da düşünsel açıdan hâlâ çok değerli kabul edilen projeler olduğu gibi, ekonomik olarak son derece başarılı olmuş ama toplumsal ya da çevresel anlamda değerli bulunmayan örnekler de mevcuttur. Bu çelişki bize şunu açıkça gösterir: Değer, her zaman başarıyla doğru orantılı değildir.
Değer üretmek bir yaklaşım biçimi, hatta pusula oldu
Kendi iş yaşamımda değer üretmek, hiçbir zaman yalnızca bir hedef olmadı; bir yaklaşım biçimi, hatta bir pusula oldu. Hayata geçirdiğimiz projelerde yalnızca sonuca değil, sürece de odaklandım. Her projede yeni bir şey öğrenmeye, birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarımın gelişimine katkı sunmaya ve projenin tüm paydaşlar için anlamlı ve kalıcı bir karşılık yaratmasına özen gösterdim.
Galataport mühendislik, tasarım ve inovasyonun güçlü bir birlikteliğidir
Örneğin Galataport projesinde yaratılan değeri yalnızca metrekareler, ziyaretçi sayıları ya da ekonomik büyüklüklerle açıklamak mümkün değildir. İki yüz yıldır halka kapalı olan bir alanın yeniden kamusal kullanıma açılması başlı başına toplumsal bir değerdir. Bunun yanı sıra gümrüklü alanın esnek ve kontrollü biçimde düzenlenmesini sağlayan, patenti alınmış hidrolik kapaklar sayesinde cruise terminalinin dünyada ilk kez yer altına alınması; mühendislik, tasarım ve inovasyonun güçlü bir birlikteliğidir. Bu tür bir değerin matematiksel karşılığını hesaplamak neredeyse imkânsızdır.
Aynı projede üniversitelerin sürece dâhil edilmesi, derslerin şantiyede yapılması, onlarca doktora ve yüksek lisans tezine konu olan geoteknik uygulamalar ve yeni buluşlar, yalnızca bugüne değil geleceğe de yatırım anlamı taşır. Bu süreçte yetişen gençlerin sektörde katma değer üretmeye devam etmesi ise, üretilen değerin en kalıcı göstergesidir.


Selanik Atatürk Evi restorasyonu özel bir yere sahip
Benzer şekilde, Selanik Atatürk Evi’ne sponsor olarak 2008-2013 yılları arasında ekibimizle yürüttüğümüz restorasyon çalışması, mesleki yolculuğumda özel bir yere sahiptir. Bu çalışmanın ardından yapıya uluslararası müze statüsü kazandırılması, yalnızca bir yapının değil, tarihsel bir hafızanın korunması ve dünyaya açılması anlamına gelmiştir. Böyle bir katkının değeri, zaman geçtikçe daha da artar.
Bir başka projede ise ani gelişen koşullar nedeniyle yeni bir ekip kurmaya yetecek zamanımız kalmamıştı. Bu noktada, uygulama tecrübesi sınırlı olan ekip arkadaşlarımıza altı hafta boyunca yoğun bir tempoda kritik imalatları üstlenme sorumluluğunu verme cesaretini göstermiştik. Bu karar riskliydi; ama aynı zamanda öğretici ve dönüştürücüydü. Benim için bu deneyim, insana güvenmenin, potansiyeli görmenin ve değer bilerek değer üretmenin en somut örneklerinden biri oldu.
Sonuç olarak gerçek anlamda değer üretmek; fazla çalışmaktan çok, anlamlı çalışmayı, özgün ve inovatif olmayı, insana yatırım yapmayı, ekip ruhunu merkeze almayı ve zorluklar karşısında umudu kaybetmemeyi gerektirir. Değer; yalnızca sonuçta değil, süreçte; yalnızca başarıda değil, emekte; yalnızca maddiyatta değil, insanda gizlidir. Ve çoğu zaman en gerçek değer, fark edilmeden üretilir.


Şantiye® Dergisi ve Dijital Platformları
Daha iyi yapılar için...
5 Şubat 2026
Türkiye'nin en ESKİ ve en çok ZİYARET EDİLEN şantiyesi: ŞANTİYE®...
İnşaata dair "KAYDADEĞER" ne varsa... 1988'den bu yana...
Şantiye®nin ürettiği, derlediği ve yayınladığı içeriklerde öncelik “KAMUSAL YARAR”dır...
Ve yayınlanan içeriğin “ÖZEL” olmasına özen gösterilir...
BASILI DERGİ + E-DERGİ + SANTİYE.COM.TR + SOSYAL MEDYA + DİJİTAL PLATFORMLAR...
İnşaat sektörünün buluşma noktası Şantiye®, “Güven”i temsil eden “Basılı bir Yayın” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla inşaat sektörünün en önemli iletişim platformlarından biri olmaya her ortamda devam ediyor... 1988'den bu yana...
Şantiye® ayrıca yapı sektörüne "Şantiye'nin Yıldızı Ödülü", "Yılın Yeşil Yapı Malzemesi / Teknolojisi Ödülü" ve "Şantiyeden Kareler Fotoğraf Yarışması" gibi farklı organizasyonlarla da katkı sunuyor.
Şantiye®nin son sayısı da dahil 1988 yılından bugüne kadar yayınlanan TÜM SAYILARINA E-Dergi olarak göz atmak için lütfen tıklayın...
Şantiye®, başta ABONELERİ olmak üzere 2020-2025 yıllarında ilan veren firmalar ABS Yapı, Akyapı, Alumil, Anadolu Motor (Honda), Alkur, Ak-İzo, Altensis, Arbiogaz, Aremas, Arfen, Artus, Assan Panel, Asteknik, Atos, Batıçim, Baumit, Bentley Systems / Seequent, Betek, Betonblock, Borusan CAT, Bosch Termoteknik, Bostik, BTM, Buderus, Bureau Veritas, Chryso, Çimsa, Çuhadaroğlu, Çukurova Isı, Deutsche Messe, Duyar Vana, DYO, Efectis ERA, Ekomaxi, Elkon, Emülzer, Eryap, Filli Boya, Fixa, Fullboard, Form Endüstri Ürünleri, Form Endüstri Tesisleri, Form MHI (Mitsubishi Heavy Industries) Klima, Garanti Leasing, GF Hakan Plastik, Gökçe Brülör, Grundfos, Hannover Fairs, Hilti, IQ Alüminyum (by Deceuninck), İNKA, İntek, İpragaz, İstanbul Teknik, İzocam, İzoser, Kalekim, Knauf, Knauf Insulation, Komatsu, Köster, Kuzu Grup, LG, Marubeni, Masdaf, Master Builders Solutions, MBI Braas, Meiller Kipper (Doğuş Otomotiv), Messe Frankfurt, Messe München/Agora Tur., Mekon, Mitsubishi Chemical, Molecor, Nalburdayim.com, NETCAD, ODE, Ökotek, Özler Kalıp, Özpor, Panasonic, PERI, Pimakina, Polyfibers, Polyfin, Prefabrik Yapı / Hekim Holding, Prometeon, Ravago, Rehau, Saint Gobain Türkiye, Samsung, Saray Alüminyum, Schüco, Selena (Tytan), Sentez Mekanik, Serge Ferrari, Shell, Siemens, Sistem İnşaat, Soudal, Sika, Şişecam, Temsa, TMS, Tekno Yapı, Türk Ytong, Tremco illbruck, Vaillant, Vekon, Viessmann, Wermut, Wielton, Wilo, Winsa, XCMG, Xylem ve ZF'nin değerli katkılarıyla hazırlanmaktadır.
ABONE OLMAK İÇİN
Bir yıllık abonelik bedelimiz olan 2.400 TL (6 Sayı, KDV Dahil)'yi TR70 0001 0008 5291 9602 1550 01 IBAN no’lu hesabımıza (Ekosistem Medya) yatırıp; ardından dekontu, açık adresinizi ve fatura bilgilerinizi (şahıs ise TC kimlik no; firma ise vergi dairesi-numarası) santiye@santiye.com.tr adresine e-posta veya 0532 516 03 29 no’lu telefona WhatsApp / SMS aracılığıyla ulaştırabilirsiniz.





