Kısmen “Denizin içinde” zorlu bir şantiye olan ve adeta bir “MÜHENDİSLİK LABORATUVARI”na dönüşen Galataport İstanbul tamamlanmak üzere... Ülkenin son yıllardaki en önemli yatırımlarından biri “GALATAPORT İSTANBUL”, bilindiği üzere Karaköy Rıhtımı’ndan Mimar Sinan Üniversitesi Fındıklı Kampüsü’ne kadar 1.2 kilometrelik sahil şeridine hayat verecek dünya çapında bir proje... Boğaz kenarında, önemli destinasyon projeleri arasında yer alan Galataport İstanbul ile şehrin tarihi limanı bir yandan uluslararası standartlarda bir kruvaziyer limanına dönüşürken bir yandan da yaklaşık İKİ YÜZ yıldır HALKA KAPALI olan bu sahil şeridi erişime açılıyor. Devasa gemilerin yanaşabileceği Galataport İstanbul’un yeni kruvaziyer terminali ve gümrük alanında ise ilk kez uygulanan bir projeye imza atıldı... En yeni teknolojilerle donatılmış ve mevcut halinin 4 katı büyüklüğündeki terminalin 29 bin metrekaresi zemin altında yer alıyor. Özel bir kapak sistemiyle yerin altında kurgulanan terminale ev sahipliği yapacak TARİHİ LİMAN, İstanbul’un dünyaya denizden açılan kapısı olacak. Her yıl 25 milyon ziyaretçi, yaklaşık 7 milyon turist ve 1,5 milyon gemi yolcusu beklenen liman aynı anda 3 yolcu gemisi ve günde yaklaşık 15 bin yolcu ağırlama kapasitesine sahip. 
İŞTE GALATAPORT İSTANBUL İNŞAATIYLA İLGİLİ BU ZAMANA KADAR HİÇ ANLATILMAYAN TEKNİK DETAYLAR... ŞANTİYE® AYRICALIĞIYLA...

PROJEYİ, MAYIS-HAZİRAN 2021 (387.) SAYIMIZIN E-DERGİ VERSİYONUNDAN OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Toplam 1,7 milyar dolarlık bir yatırım bütçesine sahip Galataport İstanbul projesinde süreç, bilindiği üzere Doğuş Grubu’nun, Özelleştirme İdaresi tarafından açılan Salıpazarı Liman İhalesi’ni 2013 yılında kazanması ve Ocak 2014’te Bilgili Holding’e bağlı BLG Capital ile gerçekleştirdiği ortaklıkla başlamıştı.

Galataport İstanbul, Boğaz kenarında 1.2 kilometreye sahip sahil şeridini kapsayan, dünyanın en önemli projeleri arasında yer alıyor. Proje ile şehrin tarihi limanı bir yandan dünya standartlarında bir kruvaziyer limanına ve yeni bir destinasyona dönüştürülürken bir yandan da yaklaşık 200 yıldır halkın erişimine kapalı olan bu çok değerli sahil şeridi erişime açılıyor. Şimdiden dünyadaki benzer projeler için bir ilham kaynağı haline gelen proje, dünyada ilk kez hayata geçirilen ve özel bir kapak sistemi ile yerin altında kurgulanan terminale ev sahipliği yapacak. Tarihi liman ise İstanbul’un dünyaya denizden açılan kapısı olacak.

Galataport İstanbul, üstün teknoloji ile kurgulanmış bir kruvaziyer terminaline, seçkin bir otele, yerel ve dünya lezzetlerini sunan kafe ve restoranlara, ulusal ve uluslararası birçok markaya ve son teknolojiyle donatılmış esnek ofis alanlarına ev sahipliği yapacak. Yani pek çok farklı fonksiyonu barındırıyor... Diğer taraftan Galataport İstanbul engelli dostu ve düşük katlı yapıları, mahalle konseptinde tasarlanmış, bölgenin tarihi dokusuyla uyum içindeki mimarisi, alternatif ulaşım olanakları gibi birçok özelliğiyle ziyaretçilerine “nefes alan” sağlıklı ve güvenli bir kültür sanat, çalışma, alışveriş ve yeme içme deneyimi sunacak.

İstanbul’un İLK MÜZE ALANI olacak...
Proje kapsamındaki peyzaj düzenlemesiyle hayata geçirilen tarihi Tophane Meydanı da yeniden İstanbul’un en önemli meydanlarından biri haline dönüştürülüyor. Galataport İstanbul sahasında yer alan, Türkiye’nin en önemli kültür sanat kurumlarından İstanbul Modern ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi‘nin ortasında kalan bu alan, İstanbul’un ilk müze meydanı olacak. Çok özel bir teknikle mevcut yerinde Galataport İstanbul tarafından restore edilen tarihi Tophane Saat Kulesi’ni tam ortasında barındıran bu meydan yıl boyunca kültür-sanat, tasarım ve moda gibi pek çok alanı içeren bir etkinlik programı ile canlı tutulacak ve gerek İstanbullular gerekse turistler için bir çekim noktası haline gelecek.

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

İSTANBUL MODERN, Paket Postanesi, Karaköy Yolcu Salonu, Merkez Han...
Proje kapsamında “İstanbul Modern”, Doğuş ve Bilgili gruplarının Eczacıbaşı Grubu ile yaptığı işbirliği çerçevesinde, tüm masrafları taraflarca yarı yarıya karşılanmak üzere daha geniş bir şekilde eski yerine gelecek. Bu işbirliği kapsamında ortaklar Doğuş-Bilgili aynı zamanda İstanbul Modern’in ana sponsoru olmuşlar. Proje sahası içerisinde yer alan tescilli binaların restorasyonuyla da İstanbul’un çok değerli tarihi binaları şehre geri kazandırılıyor. Rıhtımın en eski binası olan Paket Postanesi, özel arduvaz çatıları ve cepheleri ile projenin simgelerinden biri oluyor. Projede yer alan diğer üç tescilli bina olan Merkez Han, Karaköy Yolcu Salonu ve Çinili Han binaları da restore edilerek Peninsula İstanbul oteline ev sahipliği yapıyor.

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Turizme büyük katkı sağlaması bekleniyor
Merkezi Hong Kong’da bulunan HSH (The Hongkong and Shanghai Hotels Limited), dünyada sadece 10 seçkin lokasyonda yer alan Peninsula Hotels markasının bir halkası olacak Peninsula İstanbul projesine sadece işletmeci olarak değil, aynı zamanda yüzde 50 oranında yatırımcı olarak girmiş. Toplam 300 milyon Avro yatırım ile hayata geçirilen ve 2022’de açılacak Peninsula İstanbul’un Galataport İstanbul ve ülke turizmine büyük katkı sağlaması bekleniyor.

Son dokunuşlar yapılıyor
Bugünlerde Galataport inşaatının yüzde 90’ı tamamlanmış. Terminal binası bitmiş; projenin simge yapılarından Paket Postanesi’nin de restorasyonu tamamlanmak üzere. Otelin yer alacağı tescilli yapılardaki restorasyon süreci ise ilgili resmi kurum ve mercilerden alınan gerekli izinler çerçevesinde devam ediyor. Projede artık son dokunuşlar yapılıyor.

GEOTEKNİK MÜHENDİSLİĞİ açısından en etkileyici projelerden biri
Galataport, Türkiye ve dünyada inşaat sektörü açısından önemli bir proje... Çünkü birçok açıdan önemli yenilikler içeriyor. Geoteknik mühendisliği açısından değerlendirildiğinde Galataport İstanbul en etkileyici projeler arasında sayılabilir. Açık ve kapalı alanlarda yeraltına yapılan inşaat kısımları, 35 metre derinliğindeki diyafram duvarları, restorasyon için gerçekleştirilen operasyonlar, mevcut binaların zemin güçlendirmeleri ve daha birçok konuda yapı uygulama ve koruma çalışmaları dünyanın en ileri teknolojilerini gerektirmiş. Projede geoteknik çalışmaları, bu konuda önde gelen firmalardan İtalyan Trevi ile birlikte yürütülmüş. Teknik, teknolojik ve organizasyonel tecrübeleri sayesinde Trevi en iyi makineleri ve teknolojiyi projeye dahil etmiş. Projede yapılan çalışmalar geçtiğimiz aylarda bir vaka çalışması olarak da global çapta bir webinar üzerinden Trevi tarafından anlatılmış.

29 bin metrekarelik terminal binası DENİZİN İÇİNE inşa edildi
Projede mühendislik anlamında ileri düzeyde pek çok işe imza atılmış. Bunlardan en önemlisi, yeraltına inşa edilen terminal binası ile gümrüklü alan ve güvenlik alanı... 1,2 kilometrelik sahil şeridinin tamamı gümrüklü alan ve güvenli alan olduğu için halka kapalı. Dört yıllık bir çalışma sonunda 29 bin metrekarelik terminal binası yerin altına, yani denizin içine inşa edilmiş. Türk mühendisleri de yabancı danışmanlarla çalışarak açılır-kapanır bir kapak sistemi geliştirmişler. Bu sayede limana bir gemi geldiğinde kapaklar açılacak, sadece o bölüm geçici güvenlik alanı ve geçici gümrük alanı olacak. Diğer bölümlerse halka açık olmaya devam edecek. Sahil şeridine açıldığında gümrük duvarını oluşturan 176 tane kapak yerleştirilmiş. Galataport İstanbul, yeni yapılacak limanlara örnek gösteriliyor. Bu inovasyon sayesinde yaklaşık iki yüz yıldır erişime kapalı olan Karaköy’ün eşsiz sahil şeridi şehrin en özel yürüyüş rotalarından biri oluyor.

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

MÜHENDİSLİK LABORATUVARI olmuş
Galataport İstanbul ayrıca adeta bir mühendislik laboratuvarına dönüşmüş; mimarlık ve mühendislik fakültelerinden öğrenciler bu yeni teknikleri yerinde incelemek için projeyi ziyaret ederek, eşsiz deneyimi yerinde gözlemleme ve uzmanlarından dinleme şansına sahip olmuşlar.

Denizin içinde bir ŞANTİYE...
Galataport inşaatıyla ilgili genelde “denizin kenarında” yapıldığı için zor bir imalat olduğu şeklinde yorumlarla karşılaşılıyor... Ancak proje deniz kenarında değil, aslında “denizin içinde” gerçekleştirilmiş... Bu kapsamda karşılaşılan teknik sorunları ve geliştirilen çözüm yollarını Şantiye®ye anlatan GALATAPORT İSTANBUL PROJE YÖNETİMİ GENEL MÜDÜR YARDIMCISI ALİ PUSAT yaşananları şöyle özetliyor: “Özelleştirme İdaresi’yle olan işletme hakkı devir sözleşmesi gereği hem rıhtımın güçlendirilmesi hem de 10 metre ileriye alınması gerekiyordu. Bunun için de denizin içerisinde bu yapıyı yapabilecek bir şantiye alanı şarttı. Bunu gerçekleştirebilmek için yaptığımız işi, betonarme bir küveti denizin içine batırarak kuru alanda inşaat yapma imkânı yaratma olarak özetleyebiliriz...

Yerin 35 metre altından ÇİMENTO ENJEKSİYONU yapıldı
İnşaat için kazı yapabilmek için kuru bir alana ihtiyacınız vardı. Dolayısıyla yaptığınız alanı susuzlaştırmak en büyük amacımızdı. Bu amaçla ilk önce sıra çelik kazıklarla yeni rıhtım çizgimizi oluşturduk. Bu çaktığımız çelik kazıklar birbirine ‘cluch’ dediğimiz sistemlerle bağlılar. Ve bu cluch sistemi belli bir oranda geçirimsizlik sağladı. İlk önce kara tarafını bir malzemeyle doldurduk ve geçici olarak üstünde çalışabileceğimiz bir platform sağladık. Bu durumda o platformun üzerine de dediğimiz işlemi uygulayabilmek için özel makinalar yerleştirip, yerin 35 metre altından zemine kadar olan kısmı çimento enjeksiyonu yaparak taşlaştırılmış hale getirdik. Bu şekilde çalışma alanımızı çevreleyen ve arkasında hafriyat yapabileceğimiz diyafram duvarı yapabilecek bir alan oluşturduk. Daha sonra bu diyafram duvarı sertleştirdiğimiz alanın ortasına yaparak 35 metre aşağıdaki ana kayaya soketledik. Yaptığımız çelik kazıkların arkasına betonarme bir yapıyla, yerin altındaki kayaya soketlenen 1,2 metre genişliğindeki diyafram duvarı birbirine bağlayarak rıhtım yapımızın stabilizasyonunu sağladık. Ardından tüm alanımızı yine aynı genişlikteki diyafram duvarla çevreledik. Bunu yaptıktan sonra bu alanın içerisinde kazı yapmaya hazır hale gelebildik. Bu yaptığımız işlemler yaklaşık 1,5-2 yıl sürdü...

Resim Başlığı

Çevrenin ZEMİN GÜVENLİĞİ de sağlandı
Proje alanımızın hemen arkasında çok da sağlam olmayan bir zemine oturmuş tarihi yapılar var. Aslında bizim modern teknolojiyle yaptığımız bu yapı, bütün çevrenin zemin güvenliğini de adeta bir mahmuz gibi sağlamlaştırdı. Dolayısıyla olası bir İstanbul depreminde bu binaların zemin hareketliliğini önemli oranda sınırlandırdık...

Denizin içinde bir başka zorluk “SU BASINCIYDI”
Denizin içinde yapı yapmanın getirdiği bir başka zorluk da karşılaştığımız su basıncıydı. Salıpazarı tarafında yapmış olduğumuz binalar, betonarme küvetin altından gelen su basıncı nedeniyle aslında yüzmeye çalışıyordu. Dolayısıyla o binaların altına çaktığımız kazıklar ana kayaya soketleniyordu. Normalde rastlananın aksine bizim binalarımızın aşağı yönlü hareketi değil, yukarı yönlü hareketini engelliyordu. Yani bir nevi binamızın, binalarımızın yükselmesini engelliyordu. Ama binalar yapıldıkça ve nihai ağırlıklarına ulaştıkça artık aşağıdan gelen su basıncını yenmeye başladılar. Ve binalarımız diğer normal binalar gibi aşağı yönlü hareket etme isteğinde hareketlendiler. Ama bu sefer de o çaktığımız kazıklar basınç kazığı olarak çalışarak onların aşağı yönlü hareketlerine direnç sağlamış oldu. Bizim kazıklarımız önce çekmeye sonra ise basınca çalıştı...

Terminalde yolcuların bodrum katta olduklarını hissetmeyecekleri bir TASARIM yapıldı
Bir de terminal kısmı var... Bahsettiğim gibi bütün terminal operasyonunu yeraltına alıyoruz. Galataport İstanbul projesinde 5 yıl boyunca yolcu akışı, gümrüklü alanların oluşumu ve gemi operasyonu en ince detayına kadar tasarlandı. Terminal inşaatı 1356 gün sürdü ve toplam 1.835.490 saat çalışıldı... Galataport İstanbul’da gemilerden rıhtıma inecek yolcular rampalar vasıtasıyla doğrudan alt kata inecekler. Yeraltındaki alanlarda yolcu geçiş, pasaport ve gümrük işlemlerini tamamladıktan ve bavul alım hollerinden bavullarını aldıktan sonra otobüslere ve taksilere binerek veya yaya olarak terminalden ayrılacaklar. Terminale gelip gemiye binecek yolcular ise ana giriş holünde biletleme işlemlerini tamamladıktan sonra yine pasaport ve gümrük kontrolleri akabinde duty free mağazasına uğrayarak aynı rampalarla rıhtıma ulaşıp gemiye intikal edecekler. Terminalin iç mimarisini üstlenen Autoban, terminal içerisinde yolcuların bodrum katta olduklarını hissetmeyecekleri ferah, aydınlık, geniş ve rahatlatıcı bir mekan tasarımı yaptı. Özellikle hem tavanda hem duvarlarda yoğun ve farklı etkilerde ışık kullanımı bu amacın gerçekleştirilmesine önemli bir katkı sağladı.  İstanbul’da Bizans döneminden kalan ve Osmanlı döneminde de kullanılan 14 adet su sarnıcı bulunuyor. Terminalimizde de sarnıçların tasarımından esinlenildi ve Galataport İstanbul’a özgü kemer motifi bulunuyor.

PROJEYİ, MAYIS-HAZİRAN 2021 (387.) SAYIMIZIN E-DERGİ VERSİYONUNDAN OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Komşu tarihi binalara binin üzerinde SENSÖR yerleştirildi
Bütün teknik zorluklar arasında geliştirdiğimiz çözümler çok önemliydi. Tarihi eserlerin hemen dibinde bu çalışmaları yapıyoruz. Bunlar hakikaten büyük teknik gereklilik ve arkasında çok ciddi mühendislik çalışması gerektiren işler. Yapmış olduğunuz ufak bir kazı, çakmış olduğunuz ufak bir kazığın çevreye etkileri var. Bu etkileri ölçümlemek ve takip etmek zorundasınız. Hem kendi içinizde bulunan tarihi binalar, hem de çevrenizde bulunan binalar açısından. Dolayısıyla burada yürüttüğümüz inşaat süresi boyunca bunları hem takip ettik hem de gözlemledik. Çevremizde bulunan komşu binalara ve sahamızda yer alan tarihi binalarımıza binin üzerinde sensör yerleştirdik. Bunlarla hep yapılardaki hareketleri takip ettik. Olumsuz bir durum yaşamadık; zira en ufak bir uyarı sinyalinde inşaatı durdurduk, kaynağı bulup gerekli önlemleri alarak çalışmalarımıza devam ettik...

Şehrin merkezinde, Boğaz kenarında 400 bin metrekarelik bir alan...
Hafriyat çalışmalarının da özellikle vurgulanması gerekiyor... Şehrin merkezinde, Boğaz kenarında toplam 400 bin metrekarelik bir alandan bahsediyoruz; ki bu da 110 bin adet kamyon doldurulabilecek bir alana eş değer. Hafriyat çalışmalarımızın trafiği de etkilemeyecek şekilde gece saatlerinde yapılmasına ek olarak, sahadan çıkan hafriyat kamyonlarının temizliği ile, saha içindeki sedimentin dışarıya çıkmasının ve yolların kirlenmesinin önüne geçtik. Aynı amaçla sahadan çıkan hafriyat kamyonlarının üzeri çıkış yapmadan önce örtüldü ve özellikle hafriyatın yoğun olarak saha dışına taşındığı dönemlerde kamyonların tekerlekleri ve gövdeleri saha çıkışında yıkandı. Ayrıca çalışmanın yoğunlaştığı dönemde kendi oluşturduğumuz temizlik ekipleriyle komşu işletmelerin camlarını da düzenli olarak silerek verdiğimiz rahatsızlığı minimumda tutmayı başardık...”

Dünyanın merkezinde bu kadar özellikli bir projede yer almak...
“Aldığımız önlemler ve yürüttüğümüz yakın paydaş iletişimi sayesinde bugün geldiğimiz noktada herhangi bir olumsuz durum olmadan bu inşaatı artık tamamlama noktasına geldik. Bu projede görev yapan işçisinden tepe yöneticisine kadar herkesin çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünyanın merkezi denilebilecek bir noktada bu kadar özellikli bir projeyi yapabilmek, her insanın meslek hayatında denk gelebilecek bir şans değil. Burada görev yapmış herkes bu şansa erişti...

İstanbul’un silüetinin korunması konusundaki hassasiyetimizi sürdürüyoruz
Tasarım açısından değerlendirdiğimizde Galataport İstanbul’a başlarken ele aldığımız ilk konu, burayı bir liman olarak tasarlarken aynı zamanda sahili erişime nasıl açabileceğimiz konusuydu. Yine aynı şekilde fiziksel erişim kadar denize görsel erişimi de maksimum seviyede tutmak önceliğimizdi. Galataport, İstanbul ve Karaköy bölgesinin mahalle dokusuyla uyumlu bir yerleşim planına sahip. Projemizin ilk gününden itibaren şehrin tarihi dokusunun ve İstanbul’un eşsiz silüetinin korunması konusundaki hassasiyetimizi sürdürüyoruz. Bununla birlikte sahadaki ve çevredeki binaların ve yapıların güvenliği, inşaat ile ilgili öncelikli konularımız arasında ilk sıradaydı. Kıyı şeridinde inşaat yapacağımız için zemindeki 100 yıllık kazık sistemi ile ayakta duran rıhtımı güçlendirmek ve 10 metre ileri taşıyabilmek için denizin içinde yapılacak çalışma, ihale şartnamesinde yer almasının yanı sıra projenin olmazsa olmaz öncelikli konusuydu...

Resim Başlığı

İLERİ TEKNOLOJİ CİHAZLAR dünyada ilk kez kullanıldı
Ali Pusat bu bilgileri verirken diğer taraftan projede inovasyon anlamında farklı inşaat teknolojilerinin kullanıldığını da bir kez daha hatırlatmamız gerekiyor... Mesela rıhtım inşaatındaki diyafram duvar imalatında ileri inşaat teknolojileri tercih edilmiş. Trevi’nin geliştirdiği çözümler sayesinde HS-40 kesme modülü bulunan Soilmec hydromill SC135 ve Soilmec SR95’in turbojet versiyonu gibi ileri teknoloji ürünü cihazların bazıları dünyada ilk kez Galataport İstanbul’da kullanılmış.

Tophane Saat Kulesi ÇOK ÖZEL TEKNİKLERLE restore edildi
Proje kapsamında peyzaj düzenlemesi hayata geçirilen tarihi Tophane Meydanı’nda bulunan tarihi Tophane Saat Kulesi de farklı tekniklerle İstanbul’a kazandırılmış... Kule, hatırlanacağı üzere zaman içinde denize doğru 1,2 derece yattığından ve bu haliyle İtalya’daki Pisa Kulesi’ni andırıyordu. Galataport İstanbul bünyesinde görev yapan uzman ekipler, bu tarihi yapının şehre geri kazandırılması için 2018’in ağustos ayında çok özel tekniklerin hayata geçirildiği son derece titiz bir restorasyon süreci başlatmışlar. Kulenin restorasyonu öncesinde askıya alma ve relokasyonu için dünyada bu işi yapan az sayıdaki şirketten biri olan Hollandalı Bresser firmasıyla hareket edilmiş... İlk etapta zemin ıslahı yapılmış. Kule yükünü daha sonra ise kule temellerini taşıyacak olan her köşede 3’er adet olmak üzere ana kayaya soketli toplam 12 adet fore kazık monte edilmiş ve kule altı betonarme bilezikle çevrelenmiş. Kulenin peyzaj kotu seviyesine kadar yükseltilmesi gerekiyormuş; ancak yükseltme işlemi öncesi yapının toprağın altına 140 cm gömülmüş olduğu tespit edilmiş ve bunun üzerine proje yenilenmiş... Özel krikolarla kule önce 90 cm kaldırılmış ve altına bir radye temel yapılmış. İlk etap kaldırma işlemi yaklaşık 3 gün sürmüş. Bu temelle birlikte, ikinci kez 2 küsur metre kaldırılmış ve altında zemine oturan radye temel yapılmış. Bu temel gerekli mukavemeti kazandıktan sonra altına 4 adet deprem izolatörü konulmuş. Deprem izolatörlerinin üzerine oturtulup kulenin statik işlemlerini tamamlanması yaklaşık beş buçuk ay sürmüş. Tarihi kule böylece yükseltilmiş, depreme hazır hale getirilmiş ve kulenin yatıklığı giderilmiş. Bu çalışmanın en heyecan verici sonuçlarından biri ise Saat Kulesi’ne ait toprağa gömülmüş olan bir katının daha keşfi olmuş.

Resim Başlığı

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK anlamında kayda değer özelliklere sahip
İki yüz yılın ardından sahil şeridini İstanbul’a kazandıran, dünyanın özel kapak sistemli ilk yeraltı kruvaziyer terminalinden Yeşil Binalarına, yaratılacak istihdamdan tarihi Karaköy bölgesini olası bir depreme hazır hale getiren zemin güçlendirme çalışmalarına ve engelli dostu düşük katlı mahalle yapısındaki mimarisine kadar Galataport İstanbul sürdürülebilirlik anlamında da kayda değer özelliklere sahip. Gerek projenin tasarım aşamasından başlayarak gerekse inşaat sürecinde ve yapıların işletme ömrü boyunca çevreye olan negatif etkilerini minimize etmek ve ayak izini küçültmek, özellikle gözetilen kriterler arasındaymış.

Üç ayda bir DENİZ SUYU KALİTESİ ölçülüyor
Bu kapsamda birçok çalışma yürütülmüş... İnşaat çalışmanın başından bu yana proje sahasına gelen ve giden tüm araçların sayısı ve ulaşım menzili kaydedilmiş. Ulaşımdan kaynaklı karbon emisyonlarının azaltılması için yerel ve proje sahasına yakın tesislerde üretilmiş malzemeler tercih edilmiş. Projenin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) süreci 2015’te tamamlandıktan sonra çalışmalar hep gerekli izinler çerçevesinde ve gönüllü girişimlerle sürdürülmüş. İnşaat sürecinde, yapılan her imalatın ÇED’e uygunluğu sıkı şekilde kontrol edilmiş ve tüm uygulama ekibi bu konuda hassasiyet göstermiş. ÇED kapsamında yapılan çevresel izleme ve kontroller, inşaat sürecinin başından bu yana titizlikle devam ediyor. Projenin çevreye etkilerini izlemek için 3 ayda bir deniz suyu kalitesi, partikül madde ölçümü, çöken toz ölçümü ve gürültü izleme çalışması yapılıyor. Projenin deniz yaşamına etkilerinin takip edilmesi için yılda bir kez Ege Üniversitesi öğretim görevlileri ile beraber Deniz Ekolojisi İzleme Çalışması yürütülüyor.

YAĞ BARİYERİ SERME hizmeti hayata geçirilmiş
Yine inşaat çalışması başlangıcında yapılan modellemelere göre, projeden kaynaklanacak bir sızıntı sakin bir havada 2 saat içinde Haliç’e, yaklaşık 2 gün içinde boğaz bölgesine ve 7 gün içinde ise Ege Denizi’ne ulaşıyor. Bunun önüne geçebilmek için yağ bariyeri serme hizmeti hayata geçirilmiş ve yakıt ikmali sırasında bariyer serme zorunluluğu uygulayan Türkiye’deki ilk kruvaziyer limanı olunmuş. Bununla beraber herhangi bir deniz kirliliği olması ihtimaline karşın deniz kirliliği acil müdahale danışmanı ve ekibi ile çalışmalar ve tatbikatlar yürütülüyor.

Resim Başlığı

Soğutucu akışkan olarak DENİZ SUYU  kullanılacak
Galataport’ta “deniz suyu” aynı zamanda alternatif bir kaynak. Projede bulunan tüm binaların soğutma ekipmanlarında, küresel ısınma ve ozon tabakasını inceltme potansiyeli yüksek soğutucu gazlar yerine soğutucu akışkan olarak deniz suyu kullanılacak. Deniz suyundan faydalanılması sayesinde hem enerji tasarrufu sağlanıyor hem karbon salımı azaltılıyor hem de iklim değişikliğine sebebiyet veren zararlı soğutucu gazlar kullanılmamış oluyor. Yüksek enerji verimliliği sağlanan bu sisteme ek olarak projede verimliliği yüksek ısıtma, soğutma, havalandırma ekipmanları ve aydınlatma armatürleri seçilerek Amerikan standartlarında eşdeğer bir binaya oranla yüzde 34 enerji tasarrufu sağlanmış. Peninsula İstanbul Otel binasında ise bu değer yüzde 48.

Resim Başlığı

Salıpazarı ve Paket Postanesi binalarında LEED GOLD hedefleniyor
Projenin Salıpazarı ve Paket Postanesi binaları için LEED Gold sertifika seviyesi (>60/110) hedefleniyor. Bu sertifika hedefi kapsamında EPA standartlarında baz su tüketim değerlerine sahip eşdeğer bir binaya oranla minimum yüzde 45 su verimliliği sağlanacak. Bu verimlilik, düşük su tüketimine sahip armatür (lavabo bataryaları, eviye bataryaları, el duşları) ve düşük hacimli rezervuarlar (tuvalet, pisuar) seçilerek sağlanmış. Su verimliliğinin artırılması için su geri kazanım sistemleri kullanılabilirliğinin fizibilite çalışması yapılmış. Tamamen temiz su olan ısıtma soğutma sistemlerinden kaynaklanan kondenser suyu toplanarak rezervuarlarda yeniden kullanımı ve geri kazanımı değerlendirilmiş. Bu sayede hem su verimliliği artırılıyor hem de gri su benzeri arıtma sisteminden doğacak ilk yatırım ve işletme maliyetlerinden kar sağlanıyor...

Peninsula İstanbul’da ise hedef BREEAM Excellent
Peninsula İstanbul’da ise malzeme hacminin yüzde 80’inde, üretim tesisinde Çevre Yönetim Sistemi (ISO14001) uygulayan ve belgelendirilmiş malzemeler tercih edilmiş. Otel binasında BREEAM Excellent sertifika seviyesi (>%70) hedefleniyor. Bu hedefi sağlamak için minimum yüzde 45 su verimliliğinin sağlanması planlanıyor. Bu verimlilik hedefinin sağlanması amacıyla düşük debi ve hacimli armatür ve rezervuar kullanımının yanı sıra otel odalarında yoğun lavabo ve duş kullanımı olacağından, bu alanlardan toplanan gri su arıtılarak oda rezervuarlarında kullanılacak.

Projenin peyzaj alanlarında da İstanbul’un iklimi ile uyumlu bitki tercihleri ve verimli sulama sistemleri ile yüzde 50 su tasarrufu sağlanıyor. Peyzaj alanları ve yeşil çatılar proje öncesi döneme kıyasla artırıldığından, ısı adası etkisinin azaltılması da hedefleniyor. Salıpazarı ve Paket Postanesi binalarında malzeme maliyetinin yüzde 30’u oranında yerel malzeme, yüzde 20’si oranında ise geri dönüştürülmüş içeriğe sahip malzeme tercih edilmiş. Ve projedeki tüm binalarda kullanıcılara sağlıklı bir yaşam ortamı sunan, sağlığa zararlı kimyasal içerikleri minimize edilmiş malzemeler kullanılmış.

PROJEYİ, MAYIS-HAZİRAN 2021 (387.) SAYIMIZIN E-DERGİ VERSİYONUNDAN OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

14 Mayıs 2021


Şantiye®
İnşaat sektörünün buluşma noktası Şantiye®, “Güven”i temsil eden “Basılı bir Yayın” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesiTurkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 60 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla inşaat sektörünün en önemli iletişim platformlarından biri olmaya dijital ortamlarda da devam ediyor...  1988'den bu yana olduğu gibi...
Şantiye®
ayrıca yapı sektörüne "Şantiye'nin Yıldızı Ödülü", "Yılın Yeşil Yapı Malzemesi / Teknolojisi Ödülü" ve "Şantiyeden Kareler" Fotoğraf Yarışması gibi farklı organizasyonlarla da katkı sunuyor. 

Abone Olmak için
Bir yıllık abonelik bedelimiz olan 180 TL (Yılda 6 Sayı, KDV Dahil)'yi TR70 0001 0008 5291 9602 1550 01 IBAN no’lu hesabımıza (Ekosistem Medya) yatırıp, dekontu ve açık adresinizi santiye@santiye.com.tr adresine e-posta veya 0532 516 03 29 no’lu telefona WhatsApp / SMS aracılığıyla ulaştırabilirsiniz.