Doç. Dr. Duygu Erten... Türkiye’de “Yeşil Binalar” denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri... İnşaat Yüksek Mühendisi ve doçent olarak uzmanlık alanı sürdürülebilir binalar, yeşil tesis yönetimi ve sertifika sistemleri olan Erten’in çalışmaları yalnızca bu çerçeveyle sınırlı değil. Zemin mekaniği alanındaki akademik araştırmalarının yanı sıra sürdürülebilirlik ekosisteminde güçlü bir sivil toplum lideri kimliğiyle de öne çıkıyor. Amerika ve Türkiye’de yeşil binalar alanında yürüttüğü çalışmalar; sektörel ağların gelişimine katkısı, eğitim alanındaki aktif rolü ve disiplinler arası yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Erten, bütünleşik tasarım ve sürdürülebilirlik ekseninde yürüttüğü projelerden özellikle tutkuyla bağlı olduğu sağlıklı iç hava kalitesi ve WELL sertifikasyonu çalışmalarına, bu alanda verdiği derslerden hizmet ettiği sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok başlığı Şantiye® okurlarıyla paylaştı.
Şantiye®: Sizi farklı şapkalarla tanıyoruz ancak son dönemde sağlıklı iç hava komisyonu global üyesi seçildiniz ve New York İklim Haftası’nda, Birleşmiş Milletler’de Komisyon toplantısına katıldınız. Bu alanda dünyada neler oluyor?
Doç. Dr. Duygu Erten:Açıkçası iç mekân havası konusu dünyada geç fark edilen ama etkisi çok büyük bir alan. Hepimiz günümüzün neredeyse yüzde 90’ını kapalı ortamlarda geçiriyoruz; evde, ofiste, okulda, hastanede... Ama o havanın kalitesini çoğu zaman sorgulamıyoruz. Küresel Komisyon da tam bu nedenle kuruldu. Sağlık, bilim, politika, sanayi ve sivil toplum kuruluşlarından liderler bir araya gelerek “iç mekân havası gerçekten nasıl daha sağlıklı hale getirebilir” konusunu konuşuyoruz. Bizi “değişim yaratıcıları” olarak tanımlıyorlar çünkü amacımız yalnızca teknik standart üretmek değil, kalıcı bir dönüşüm başlatmak.
İç hava kalitesi; solunum sağlığından bağışıklık sistemine, hatta bilişsel performans ve üretkenliğe kadar pek çok alanı etkiliyor. Buna rağmen hâlâ çoğu ülkede yeterince öncelik verilen bir konu değil. Oysa baş ağrısı, konsantrasyon kaybı, astım ve kronik solunum problemleri gibi etkiler artık bilimsel olarak çok net. Bu yüzden “Sağlıklı İç Mekan Havası Planları” adını verdiğimiz Ulusal Yol Haritalarını destekliyoruz. Her ülke kendi koşullarına göre bir model geliştirecek ama temel hedef aynı: finansmanı, politikayı, inovasyonu, eğitimi ve kamu farkındalığını tek bir çerçevede buluşturmak. İç mekân havasını teknik bir detay olmaktan çıkarıp, doğrudan bir halk sağlığı meselesi olarak ele almak istiyoruz. Çünkü aslında mesele çok basit: Sağlıklı hava olmadan sağlıklı yaşam mümkün değil.
Şantiye®: Uluslararası WELL Enstitüsü’nün her yıl verdiği ödüllerden “Gelişmekte olan pazarlarda değişim yapan öncülük” ödülünü aldınız? Bu ödülü almanıza giden yolda neler yaptınız?
Doç. Dr. Duygu Erten:Aslında bu yol, yeşil bina hareketinin kalbinde başladı. O dönemde Washington’da yönetim kurulunda yer aldığım U.S. Green Building Council (USGBC) ile Uluslararası WELL Bina Enstitüsü arasında güçlü bir kurumsal iş birliği kurulmuştu. Bu iş birliği sayesinde WELL, LEED ekosistemiyle entegre biçimde küresel ölçekte hızla yaygınlaşmaya başladı. USGBC’nin pazar deneyimi ve kurucu desteği, WELL’in yalnızca bir “iyi niyet” yaklaşımı değil, bilim temelli, ölçülebilir ve uygulanabilir bir sağlık standardı olarak konumlanmasında çok etkili oldu. Ben de bu dönüşümün tam merkezinde yer aldım. O dönemde şunu fark ettim: Sağlık, sürdürülebilirliğin bir alt başlığı değil; yeni ekseni olacaktı. Bu nedenle WELL’in lisanslı eğitimcisi olmaya karar verdim. Aynı süreçte Harvard University T.H. Chan School of Public Health bünyesinde yönetici programı tamamladım. Bu yıl WELL eğitimciliğinde 10. yılımı dolduruyorum.
Türkiye’de bu yaklaşımı somut projelere taşımak benim için kritik bir adımdı. Danışmanlığını yürüttüğüm Sabancı Center projesi, aynı anda WELL Gold, WELL Health-Safety ve LEED EBOM sertifikalarını alan ilk şirket binası oldu. Bu, yalnızca bir sertifika başarısı değil, kurumsal yapılarda sağlığın stratejik öncelik haline geldiğinin göstergesiydi. Bu sayede kırmızı halıda bile yürüdüm... Bu ödül aslında bana tek bir proje tamamladığım için değil, bir ekosistem inşa etme çabama verildi. Gelişmekte olan pazarlarda sağlık odaklı bina yaklaşımını anlatmak, eğitmek ve uygulanabilir hale getirmek... Sanırım fark yaratan nokta buydu.
Şantiye®: Sağlıklı iç hava kalitesi alanında başarıya giden yolda şantiyede en öne çıkan konular nelerdir?
Doç. Dr. Duygu Erten: Başarı aslında tasarım masasında başlar ama şantiyede korunur. Doğru tasarım ve doğru malzeme seçimi elbette temel şart. Ancak sürdürülebilir bir bina yaklaşımı şantiyede disiplinle uygulanmazsa, kâğıt üzerindeki tüm stratejiler risk altına girer. Sağlık açısından en kritik konu toz yönetimidir. İnşaat sürecinde oluşan tozun, kimyasal buharların ve partiküllerin nasıl kontrol edildiği iç mekân hava kalitesini doğrudan etkiler. Eğer çalışma alanları yeterince izole edilmez, havalandırma sistemleri korunmaz ve kirleticiler kontrol altına alınmazsa, tasarlanan sağlıklı hava stratejisi daha bina teslim edilmeden zarar görür.
Şantiyede kontrolsüz biçimde yayılan kirleticiler, ilerleyen süreçte baş ağrısı, solunum yolu tahrişi, alerjik reaksiyonlar ve astım gibi semptomlara zemin hazırlayabilir. Yani mesele yalnızca temizlik değil, gelecekteki kullanıcı sağlığını korumaktır. Bu nedenle sağlıklı iç hava kalitesi, bir “son kontrol listesi” maddesi değil, inşaatın ilk gününden itibaren yönetilmesi gereken bir süreçtir.
Şantiye®: İç mekanda oluşan kirleticiler insan sağlığına nasıl zarar verir?
Doç. Dr. Duygu Erten: İç mekân kirleticileri görünmez ama etkileri çok nettir. Uçuşan Organik Bileşikler (VOC)’ler, yanma gazları ve ince partiküller baş ağrısı, astım, alerji ve solunum yolu tahrişine yol açabilir. Uzun vadede ise bağışıklık ve kardiyovasküler sistem üzerinde ciddi riskler oluşturur.
En büyük yanılgı şu: “Pencereyi açmak yeterli.” Eğer dış hava kirliyse, kontrolsüz havalandırma sorunu çözmez, büyütebilir. Bu yüzden sağlıklı hava tesadüf değil; tasarım, filtrasyon ve ölçüm gerektirir.
Kardiyovasküler, bağışıklık, integumenter ve solunum sistemleri insan sağlığının temel yapı taşlarıdır. Kardiyovasküler sistem oksijen ve besinleri dokulara taşırken, bağışıklık sistemi organizmayı enfeksiyon ve toksinlere karşı korur. İntegumenter sistem (deri) dış etkenlere karşı ilk savunma hattını oluşturur; solunum sistemi ise hayati gaz değişimini sağlar. Bu sistemler birlikte çalışır ve çevresel koşulların -özellikle soluduğumuz havanın- insan sağlığı üzerindeki etkisini belirler.
Şantiye®: Sağlıklı iç hava kalitesini WELL Performans sertifikası nasıl güvence altına alıyor?
Doç. Dr. Duygu Erten:WELL Performans sertifikasının en önemli yaklaşımı şu: Ölçmeden güvenmez ve size de tüm önkoşul ve puanları alsanız sertifika vermez.
Sağlıklı iç hava kalitesi, yalnızca tasarım kararıyla değil, yerinde ölçüm ve performans doğrulamasıyla güvence altına alınır. Örneğin düzenli kullanılan alanlarda radon ölçümü zorunludur. Formaldehit için 27 ppb, toplam uçucu organik bileşikler (TVOC) için 500 μg/m³ gibi net eşik değerler vardır. Ayrıca karbon monoksit, PM₂.₅, PM₁₀ ve ozon gibi kirleticiler sahada test edilir. Ticari mutfaklarda ise yanma kaynaklı kirleticiler için özel ve kontrollü sınırlar uygulanır. Özetle WELL Performans Sertifikası şunu söyler: “Tasarladım” demek yetmez, “ölçtüm ve doğruladım” demeniz gerekir. Amaç, sağlıklı havanın yalnızca projede değil, gerçek kullanım koşullarında da sürdürülebilir olmasını sağlamaktır.


“İzole edilmemiş çalışma alanları, korunmamış hava kanalları, nem almış malzemeler ve değiştirilmeyen filtreler... Bunların her biri, teslim sonrası kronik hava problemlerinin başlangıcı olabilir.”
Şantiye®: Sağlıklı bir bina ortamı için şantiyede atılacak ikinci adım nedir?
Doç. Dr. Duygu Erten: Şantiyede disiplin yoksa, sağlıklı bina yoktur. Öncelik kanal korumasıdır. İnşaat sürecinde havalandırma kanalları açık bırakılırsa, toz ve kirleticiler sistemin içine yerleşir ve bina teslim edildikten sonra kullanıcıların soluduğu havaya karışır. Kanallar ya mühürlenmeli ya da montaj öncesi temizlenmelidir. Bu kayıt altına alınmalı ve doğrulanmalıdır. İkinci kritik adım filtre değişimidir. İnşaat sırasında çalıştırılmış sistemlerin filtreleri mutlaka yenilenmelidir. Aksi halde şantiyenin tüm yükü doğrudan iç mekâna taşınır. Üçüncü başlık ise nem yönetimidir. Halı, akustik panel, yalıtım ve mobilya gibi emici malzemeler kuru ve kontrollü alanlarda depolanmalıdır. Nem almış bir malzeme, ileride küf ve iç hava problemi olarak geri döner.
Şantiye®: Tozu nasıl kontrol ediyor müteahhit?
Doç. Dr. Duygu Erten: Toz kontrolü şantiyenin ilk gününde başlar. Çünkü sağlık sorunlarının en önemli tetikleyicilerinden biri kontrolsüz partikül yayılımıdır. LEED sisteminde Erozyon ve Sedimentasyon Kontrol (ESC) Planı zaten bir ön koşuldur. WELL Performans sertifikasında ise daha da detaylı bir yaklaşım vardır: İnşaat sırasında tüm aktif çalışma alanlarının diğer alanlardan fiziksel olarak izole edilmesi gerekir. Kapılar kapalı tutulur, geçici bariyerler kurulur ve kirleticilerin yayılması engellenir.
Girişlerde LEED ve WELL hedefinde, kir tutucu paspaslar kullanılır; böylece tozun bir alandan diğerine taşınması azaltılır. Testere ve kesim ekipmanlarında ise toz muhafazaları ve toz toplama sistemleri kullanılarak partiküller kaynağında yakalanır. Özetle, tozun yayılmasını değil, oluştuğu noktada kontrol altına alınmasını hedefleriz. Bu nedenle “tozsuz şantiye” kurabilen müteahhit seçimi kritik bir karardır. Çünkü şantiyedeki disiplin, yarının iç hava kalitesini belirler. Tozsuz şantiye kuramayan müteahhit, sağlıklı bina teslim edemez.
Şantiye®: Gelelim en hayati konuya... Ülkemizde halen sigara kullanımı yaygın olduğundan LEED ve WELL sertifikalı projelerde sigara yasağına neden uyulmalı?
Doç. Dr. Duygu Erten: Sigara dumanı 7.000’den fazla kimyasal içerir ve en az 69’u kanserojendir. Türkiye’de yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30’u sigara kullanmaktadır ve her yıl yaklaşık 90 bin kişi sigara ilişkili hastalıklardan hayatını kaybetmektedir. Pasif içicilik dahi kardiyovasküler, bağışıklık ve solunum sistemleri üzerinde ciddi etkilere sahiptir. Bu nedenle LEED ve WELL projelerinde bina girişlerinden en az 7,5 metre uzaklıkta sigara kuralı uygulanır ve kampüslerde sigara içilmesi yasaktır. Bu bir tercih değil; halk sağlığı önlemidir.
Şantiye®: Projede filtrasyon sisteminin sürdürülebilirliği nasıl sağlanır?
Doç. Dr. Duygu Erten: En az MERV 13 filtrasyon, Karbon filtre eklenebilir sistem tasarımı, Mekanik sistemin ek yükü kaldırabilecek kapasitede boyutlandırılması ve düzenli bakım ve kayıt tutma zorunluluğu. Üstelik COVID-19 süreci bize havalandırmanın bir konfor meselesi değil, sağlık altyapısı olduğunu öğretti. Veriler, dış ortam hava kalitesinin yıllar içinde dalgalanmakla birlikte Dünya Sağlık Örgütü kılavuz değerlerinin üzerinde seyrettiğini göstermektedir. Bu durum, doğal havalandırmanın tek başına sağlıklı iç hava kalitesi için yeterli olmayabileceğini ortaya koymaktadır.

WHO Ambient Air Quality Database verilerine göre İstanbul’da PM₂.₅, PM₁₀ ve NO₂ seviyeleri (2010–2020).
Şantiye®:Bize biraz da sivil toplum serüveninizden bahseder misiniz?
Doç. Dr. Duygu Erten: Aslında sivil toplum benim için bir “yan alan” değil, mesleki kimliğimin doğal uzantısı. Amerika’da bulunduğum yıllarda sürdürülebilirlik hareketinin nasıl örgütlendiğini, sektörle, kamu ile ve akademiyle nasıl birlikte çalıştığını yakından gözlemleme fırsatım oldu. Özellikle U.S. Green Building Council (Amerikan Yeşil Bina Konseyi) modelinde şunu gördüm: Dönüşüm, yalnızca projelerle değil, ekosistem kurarak gerçekleşiyor... Türkiye’ye döndüğümde en büyük eksikliğin bu olduğunu düşündüm. Tek tek iyi projeler vardı ama ortak bir platform, ortak bir dil ve ortak bir hedef yoktu. 2007 yılı başında Cities 40 olarak bilinen C40 projesiyle Clinton İklim Girişimi projesi ortaklık yapıyor ve 40 şehri iklim değişikliğinin zararlı etkileriyle başetmeye hazırlayacak araçlar geliştiriyorlardı. Uluslararası bir beyin avcısı firma bu projenin direktörlüğü için beni buldu. Ama 2007 yılı başlarken Türkiye’de ne yeşil bina ne de ESCO alanında çalışan bir STK yoktu. Bu nedenle Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK)’nin kurulmasında liderlik ettim. Amacımız yalnızca sertifika konuşmak değildi. Eğitim, kapasite geliştirme, mevzuat farkındalığı ve sektörün bilinçlenmesi için bir zemin oluşturmak istedik. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de yeşil bina kavramı konuşuluyorsa, bunda sivil toplumun rolü büyük.
2007’den itibaren, Koç ve Sabancı üniversitelerinde, 10 yıl süresince fikir annesi olduğum ve açtığım “Kâr Gütmeyen Kuruluşların Yönetimi” dersi de aslında bu deneyimin akademik yansımasıydı. Çünkü güçlü bir sivil toplum yapısı olmadan sürdürülebilir dönüşüm mümkün değil. Ben hep şuna inandım: Projeler bina yapar, sivil toplum ise gelecek inşa eder.
Şantiye®:Birçok sivil toplum örgütünde bulunuyorsunuz. Bunlar hepsi çevre ekseninde mi?
Doç. Dr. Duygu Erten: Ağırlıklı olarak sürdürülebilirlik ve yapılaşma ekseninde çalışıyorum ama aslında hepsinin ortak noktası “etki yaratmak”. Sivil toplumda yönetim kurullarında kalmanın dünyada genellikle bir sınırı vardır; çoğu kurumda bu 8-10 yıl arasında değişir. Bu hem kurumsal dinamizm hem de etkiyi artırmak için önemlidir. Arkadan gelenlere yer açmak gerekir. Ben de Başkan veBaşkan Yardımcılığı yaptığım Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği’nde 10. yılımı doldurduğumda, 2017’de görevimi 2. kez başkan seçilmiş olduğum halde devretmeyi seçtim. Kurumların kişilerle değil, sistemle güçlenmesi gerektiğine inanıyorum.
Avrupa’da Urban Land Institute (ULI) üyesiyim ve 6 yıl Sürdürülebilirlik Komisyonu’nda yer aldım. Oradaki birikim özellikle ticari gayrimenkul sektöründe bana ciddi bir perspektif kazandırdı.
Uluslararası Tesis Yönetimi Derneği (IFMA)’nde bilim kurulu üyesiyim, sürdürülebilir bina yönetimi üzerine akademik çalışmalar yapıyorum. Çünkü bina tasarlamak kadar onu doğru işletmek de kritik. Yeşil tesis Yönetimi konusunda sayısız proje bitirdim.
ABD’de U.S. Green Building Council-Kalifornia üyesiyim ve Yeşil Konut Komitesi’nde yer alıyorum. Bunun yanında New York’ta Sürdürülebilirlikte Kadın Liderlik Vakfı’nın hem Yönetim Kurulu’nda hem Mentörlük Komitesi’ndeyim. Kasım ayında Stanford’da Global Turks AI derneğinin konferansına katıldım ve ABD ve Türkiye arasında eğitim ve inşaat alanında çalışan AI alanında ki startuplara destek veriyorum. Uluslararası Denizcilik alanında bilinen Propeller Club yönetim kurulu üyesim ve etkinlikler komitesinde çalışıyorum. Ve benim için çok özel bir bağ olan Gaziantep Kolej Vakfı’nda mütevelli ve denetim kurulu üyesiyim. Vakıf 1963’te ailem tarafından kuruldu; bu nedenle kurumsal sorumluluk benim için kişisel bir miras.
Benim çevre konularına tutkumda büyük rolü olan, 1996 yılında kaybettiğimiz, hocam Kriton Curi Vakfı’nın mütevelli heyet üyesiyim. Kriton Curi çevre bilimi alanında seçkin bir akademisyendi ve temiz ve barışçı bir dünyanın savunucusuydu. Kurucularından olduğum Bilim Kahramanları Derneği’nin de mütevellisiyim. Boğaziçi Üniversite’sinde İnşaat Mühendsiliği okurken ondan aldığım dersler akademik hayatıma vizyon kazandırdı. Geçtiğimiz seneye kadar Futurism derneği dahil bir çok derneğe üyeydim ancak artık üye olduğum dernek sayısını zaman ayıramadığım için azaltıyorum. Çünkü halen çok yoğun bir çalışma tempom var. Aynı zamanda mühendis ve mimar kadınlar derneği MÜKAD’da ve üyesi olduğum Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’de mentörlük komitesindeyim.
Genç profesyonellerle çalışmak benim için çok kıymetli; deneyimi aktarmak sürdürülebilirliğin sosyal boyutu. 1987 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde YAPI Kulübü’nü 7 arkadaş kurduk. O zamandan beri gözüm kulübün üzerindedir... Öğrenci kulüplerinde çalışmak ve kurulan networkler üniversite diploması kadar değerli. Geçenlerde İTÜ’de bana yılın Yeşil Marka ödülünü verdi öğrenciler. Öğrencilerin takdirinin en gerçek ve içten olduğuna inanıyorum.
Özetle, evet çoğu gönüllü çalışmalarım sürdürülebilirlik ekseninde ama asıl odağım şu: Kurumların daha sağlıklı, daha şeffaf ve daha uzun ömürlü yapılar haline gelmesi. Çünkü sürdürülebilirlik yalnızca binalarla değil, kurumlarla başlar. Nasıl zaman buluyorsunuz diye sorarsanız, bu kadar STK’da gönüllü çalışmak beni akşam yemeklerinden sonra hep “zoom!”da tutuyor...

“Mühendislik sadece hesap değil, insan hayatıdır. Sürdürülebilirlik alanında bu kadar ısrarcı olmamın sebebi bu. Çünkü sürdürülebilirlik sadece karbon azaltmak değil; insanları koruyan, dirençli yapılar inşa etmektir... Karbon nötr ama çöken bir bina sürdürülebilir değildir.”
Şantiye®: Sizin bir de deprem mühendisliğine yönelik çalışmalarınız var. Bunlardan bahseder misiniz?
Doç. Dr. Duygu Erten: “Doktora tezim deprem mühendisliği alanında, siklik yükler altında zemin davranışı üzerineydi. 1999 Marmara Depremi sonrası saha gözlemleri yaptım; sıvılaşma ve temel performansı üzerine yayımlanmış bilimsel çalışmaların içindeydim Princeton Üniversitesi’nde Ayasofya’nın sismik modellemesi üzerine NSF destekli projede araştırmacı olarak çalıştım. Bugünkü sürdürülebilirlik ve iklim alanında yaptığım çalışmaların teorik temeli buradan gelir. Deprem performansı ile karbon performansını birlikte ele almak zorundayız. 1999 depreminde sahadaydım. ABD Ulusal Bilim Vakfı’nın araştırma ekibindeydim. Yıkılan binaları, sıvılaşan zeminleri yerinde gördüm. O gün şunu anladım: Mühendislik sadece hesap değildir, insan hayatıdır. Belki de bugün sürdürülebilirlik alanında bu kadar ısrarcı olmamın sebebi bu. Çünkü bana göre sürdürülebilirlik sadece karbon azaltmak değil; insanları koruyan, dirençli yapılar inşa etmektir.
Karbon nötr ama çöken bir bina sürdürülebilir değildir. Dayanıksız bir yapı sürdürülebilir olamaz. Bugün iklim değişikliği, karbon azaltımı ve yeşil bina politikaları üzerine çalışırken afet dayanıklılığını sistemin merkezine koyuyorum. Deprem bölgesindeki kırsal konutların yeniden inşasında görev almam ve Envision altyapı sisteminde akademik komitede yer almam, bu yaklaşımın devamıdır. Ben sürdürülebilirliği yalnızca karbon değil; güvenlik, dayanıklılık ve gelecek nesiller için risk azaltımı olarak görüyorum.
Şantiye®: Bir bilim insanı olarak, 1999’da sıvılaşmayı sahada incelemiş bir akademisyen kimliğinizle bugün karbon nötr binalar konuşurken sizce hangisi daha büyük risk; Yapısal çökme mi yoksa sistemsel çökme (iklim, enerji, finans) mi? Ve bu iki riski tek bir tasarım çerçevesinde nasıl birleştirirsiniz?
Doç. Dr. Duygu Erten: Bugün şunu net söyleyebilirim. Yapısal çökme yereldir. Sistemsel çökme medeniyet düzeyindedir. Deprem bir binayı yıkar. İklim krizi enerji sistemini, gıda zincirini, sigorta mekanizmasını, finansal sistemi sarsar. Ancak asıl tehlike şu: Karbon nötr ama depremde çöken bir bina sürdürülebilir değildir. Depreme dayanıklı ama aşırı karbon yoğun bir bina da gelecek için risk üretir.
Benim yaklaşımım; yapısal dayanıklılık, karbon performansı ve operasyonel süreklilik aynı denklemde olmalı. Adapazarı’nda sıvılaşma sonucu binalar yan yatmıştı. Beton kalitesi tartışılıyordu ama sorun çoğu zaman zemindi. O gün şunu öğrendim ki risk, görünmeyen yerde başlar. Bugün iklim krizinde de aynısı geçerli. Görünmeyen gömülü karbon, görünmeyen ısı adası etkisi, görünmeyen yeraltı su riski, görünmeyen finansal kırılganlık. Deprem bana “zemini oku” dedi, iklim ise bana “sistemi oku” diyor.
Şantiye®: Türkiye için “Depreme Dayanıklı ve Net Zero” ulusal standardı yazsanız, ilk 3 zorunlu madde ne olurdu?
Doç. Dr. Duygu Erten:Zorunlu Performans Tabanlı Tasarım ilk koşulum olurdu. Sadece yönetmeliğe uygunluk değil, gerçek performans simülasyonu zorunlu olurdu (deprem, enerji ve karbon birlikte).
Zorunlu Gömülü Karbon Sınırı getirirdim. Yeni binalarda metrekare başına maksimum gömülü karbon limiti getirirdim. Deprem güvenli ama aşırı betonlu çözümler artık kabul edilemez.
Afet Sonrası Operasyon Sürekliliği hep atlanan ama çok önemli bir konu!.. Hastane, okul, kamu binalarında deprem sonrası 72 saat çalışabilirlik, Enerji bağımsızlığı (PV ve batarya) ve su sürekliliği... Bina sadece “çökmesin” değil, “çalışmaya devam etsin” niyetiyle yazardım.
Şantiye®: Sürdürülebilirlik sertifikaları afet dayanıklılığını yeterince içeriyor mu? YES-TR’de böyle kriterler var mı?
Doç. Dr. Duygu Erten: Buna kısa bir cevap vermek isterim; “Hayır.” Çoğu yeşil bina sistemi enerji ve suya odaklı. Afet dayanıklılığı genelde birkaç kredi ile sınırlı. Oysa, İklim Adaptasyonu, Deprem Performansı, Isı Stresi, Su Krizi ve Tedarik Zinciri Kırılganlığı hepsi artık çevresel değil, ulusal güvenlik meselesi. Ben Envision altyapı sistemi akademik komitesinde yer alırken özellikle dayanıklılık boyutunun güçlenmesini savundum. Gelecek nesil sertifikalar sadece “Yeşil” değil, “Düşük karbonlu, dirençli ve sağlıklı”olmak zorunda.

Şantiye®: En son olarak “Yeşil Binaların Maliyeti” kitabınızla ilgili sorularım var. İlk baskısı tükenmiş, tebrikler... Kitapta ne mesaj vermek istediniz? Yeni kitap projeniz var mı?
Doç. Dr. Duygu Erten: Açıkçası kitabın bu kadar ilgi görmesi beni hem mutlu etti hem de umutlandırdı. Çünkü yıllardır anlatmaya çalıştığım bir şey var: Yeşil bina pahalı değildir; yanlış hesap pahalıdır. “Yeşil Binaların Maliyeti” kitabında ortak editor ve yazar Greg Kats ile amacımız, sürdürülebilirliğin finansal boyutunu somut verilerle ortaya koymaktı. Yatırımcıya, geliştiriciye ve karar vericiye şunu göstermek istedim: Doğru tasarlanan bir bina uzun vadede daha düşük işletme gideri, daha yüksek değer ve daha sağlıklı kullanıcı demektir.
LEED veya BREEAM gibi uluslararası kabul görmüş sertifikalara sahip, ESG uyumlu binalar, piyasada somut bir“yeşil prim”elde edebiliyor. Araştırmamız bu binaların benzerlerine kıyasla daha yüksek kira gelirleri, daha yüksek doluluk oranları ve daha yüksek kira ve satış fiyatlarıyla ilişkilendirildiğini gösteriyor. Kiracıların, operasyonel maliyetlerdeki tasarruf ve kurumsal itibarlarına sağladığı katkı nedeniyle bu binalar içindaha yüksek ödeme istekliliği olduğu görülüyor.
Yeni kitap projesine gelince... Evet, üzerinde çalıştığım birden fazla konu var. Bu kez odağım yalnızca maliyet değil; sağlık, performans ve değer üçgeni. Sağlıklı iç hava kalitesinden bina işletme süreçlerine, ESG ve finans dünyasıyla bağlantısına kadar daha bütüncül bir çerçeve kurmayı planlıyorum. Çünkü artık soru “yeşil mi değil mi?” değil; soru şu, “Bu bina sağlıklı mı, dayanıklı mı ve geleceğe hazır mı?”
Şantiye®: COP31 bu sene Türkiye’de yapılacak... Orada sizce Türkiye’nin vereceği mesaj ne olmalı?
Doç. Dr. Duygu Erten: Bu yüzyılın en büyük hatası, afetleri ayrı ayrı yönetmeye çalışmaktır. Depremi ayrı, iklimi ayrı, enerjiyi ayrı, finansı ayrı konuşuyoruz. Oysa risk artık çoklu ve eşzamanlı. İklim politikası artık sadece karbon politikası değildir. Dayanıklılık olmadan net zero, sürdürülebilir değildir. COP 31’e hazırlanırken sadece karbon nötr değil, Dayanıklı + Net Zero + Sağlıklı + Finansal olarak sürdürülebilir şehirleri gündeme almalıyız. Benim COP31 vizyonum; Türkiye’yi risk yaşayan ülke değil, risk yöneten ülke konumuna taşımak. Ve ben mühendis kökenli bir lider olarak, bu iki dünyayı birleştirmek için çalışıyorum.
Şantiye® Dergisi ve Dijital Platformları
Daha iyi yapılar için...
2 Nisan 2026
Türkiye'nin en ESKİ ve en çok ZİYARET EDİLEN şantiyesi: ŞANTİYE®...
İnşaata dair "KAYDADEĞER" ne varsa... 1988'den bu yana...
Şantiye®nin ürettiği, derlediği ve yayınladığı içeriklerde öncelik “KAMUSAL YARAR”dır...
Ve yayınlanan içeriğin “ÖZEL” olmasına özen gösterilir...
BASILI DERGİ + E-DERGİ + SANTİYE.COM.TR + SOSYAL MEDYA + DİJİTAL PLATFORMLAR...
İnşaat sektörünün buluşma noktası Şantiye®, “Güven”i temsil eden “Basılı bir Yayın” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla inşaat sektörünün en önemli iletişim platformlarından biri olmaya her ortamda devam ediyor... 1988'den bu yana...
Şantiye® ayrıca yapı sektörüne "Şantiye'nin Yıldızı Ödülü", "Yılın Yeşil Yapı Malzemesi / Teknolojisi Ödülü" ve "Şantiyeden Kareler Fotoğraf Yarışması" gibi farklı organizasyonlarla da katkı sunuyor.
Şantiye®nin son sayısı da dahil 1988 yılından bugüne kadar yayınlanan TÜM SAYILARINA E-Dergi olarak göz atmak için lütfen tıklayın...
Şantiye®, başta ABONELERİ olmak üzere 2020-2026 yıllarında ilan veren firmalar ABS Yapı, Akyapı, Alumil, Anadolu Motor (Honda), Alkur, Ak-İzo, Altensis, Arbiogaz, Aremas, Arfen, Artus, Assan Panel, Asteknik, Atos, Batıçim, Baumit, Bentley Systems / Seequent, Betek, Betonblock, Bonus Yalıtım, Borusan CAT, Bosch Termoteknik, Bostik, BTM, Buderus, Bureau Veritas, Chryso, Çimsa, Çuhadaroğlu, Çukurova Isı, Deutsche Messe, Duyar Vana, DYO, Egepen Deceuninck, Efectis ERA, Ekomaxi, Elkon, Emülzer, Eryap, Filli Boya, Fixa, Fullboard, Form Endüstri Ürünleri, Form Endüstri Tesisleri, Form MHI (Mitsubishi Heavy Industries) Klima, Garanti Leasing, GF Hakan Plastik, Gökçe Brülör, Grundfos, Hannover Fairs, Hilti, IQ Alüminyum (by Deceuninck), İNKA, İntek, İpragaz, İstanbul Teknik, İzocam, İzoser, Kalekim, Knauf, Knauf Insulation, Komatsu, Köster, Kuzu Grup, LG, Marubeni, Masdaf, Master Builders Solutions, MBI Braas, Meiller Kipper (Doğuş Otomotiv), Messe Frankfurt, Messe München/Agora Tur., Mekon, Mitsubishi Chemical, Molecor, Nalburdayim.com, NETCAD, ODE, Ökotek, Özler Kalıp, Özpor, Panasonic, PERI, Pimakina, Pimapen, Polyfibers, Polyfin, Prefabrik Yapı / Hekim Yapı, Prometeon, Ravago, Rehau, Saint Gobain Türkiye, Samsung, Saray Alüminyum, Schüco, Scania, Selena (Tytan), Sentez Mekanik, Serge Ferrari, Shell, Siemens, Sistem İnşaat, Soudal, Sika, Şişecam, Temsa, TMS, Tekno Yapı, Türk Ytong, Tremco illbruck, Vaillant, Vekon, Viessmann, Wermut, Wielton, Wilo, Winsa, XCMG, Xylem ve ZF'nin değerli katkılarıyla hazırlanmaktadır.
ABONE OLMAK İÇİN
Bir yıllık abonelik bedelimiz olan 2.400 TL (6 Sayı, KDV Dahil)'yi TR70 0001 0008 5291 9602 1550 01 IBAN no’lu hesabımıza (Ekosistem Medya) yatırıp; ardından dekontu, açık adresinizi ve fatura bilgilerinizi (şahıs ise TC kimlik no; firma ise vergi dairesi-numarası) santiye@santiye.com.tr adresine e-posta veya 0532 516 03 29 no’lu telefona WhatsApp / SMS aracılığıyla ulaştırabilirsiniz.








