• Künye & Abonelik
  • Hakkımızda
  • Bize Ulaşın
Şantiye Dergisi
PERI
Reklam
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Teknik
  • Röportaj
  • Ürün & Sistem
  • Proje
  • Makale
  • Rapor
Reklam

Geçmişin Ruhunu, Oranlarını ve Estetiğini Koruyan Endüstriyel bir Dönüşüm Projesi "Santralİstanbul"

Geçmişin Ruhunu, Oranlarını ve Estetiğini Koruyan Endüstriyel bir Dönüşüm Projesi "Santralİstanbul"

2004-2007 yılları arasından gerçekleştirilen Santralİstanbul dönüşümünde en zorlayıcı taraf, “yeni bina yapmak” değil, yaklaşık yüz yıllık ağır sanayi yapısını “yaşayan bir kampüse” dönüştürürken “karakteri” kaybetmemekti. Projede mimari, restorasyon ve mühendislik problemleri aynı anda çözülmek zorundaydı. Santralİstanbul bugün mimarlık okullarında genellikle “adaptif yeniden kullanımın zor örneklerinden biri” olarak anlatılıyor. Çünkü projede sadece bina restore edilmedi; ağır endüstriyel altyapı kültürel mekâna ve aktif, modern bir kampüse dönüştürüldü.

Santralİstanbul, İstanbul’un Eyüp ilçesinde, Haliç’in en uç noktasında (Silahtarağa) yer alan, sanayi mirasının kültür, sanat ve eğitime dönüştürüldüğü, Türkiye’deki en başarılı projelerinden biri. Eski Silahtarağa Elektrik Santrali tesislerinin restore edilmesiyle hayata geçirilen kompleks, aslında İstanbul’un kent ölçekli ilk elektrik santraliydi. 1911 yılında Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapımına başlanmış ve 1914 yılında faaliyete geçmişti. Yıllarca şehrin elektrik ihtiyacını ve tramvay ağını besleyen ana merkez olan ve 1952’ye kadar kömürle çalışan Silahtarağa Elektrik Santrali’nin zamanla ekonomik ve çevresel ömrünü tamamlaması nedeniyle 1983 yılında faaliyetine son verilmişti. Yaklaşık yirmi yıl atıl durumda kaldıktan sonra büyük bir dönüşüm projesine konu olmuştu.

2004-2007 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin öncülüğünde, kamu ve özel sektör iş birliğiyle kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçti. Santralin eski türbin daireleri, kontrol odaları ve devasa makineleri titizlikle korunarak bir müzeye (Enerji Müzesi) dönüştürüldü. Türkiye’nin ilk endüstriyel arkeoloji müzesi olan Enerji Müzesi’nde ziyaretçiler, kontrol odasındaki dönemsel düğmelere dokunabiliyor ve elektriğin üretim aşamalarını interaktif olarak deneyimleyebiliyorlar. Tesis, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Santral İstanbul Kampüsü olarak hizmet veriyor. Eski kazan daireleri ve depolar dersliklere, kütüphaneye, amfilere ve mimarlık atölyelerine dönüştürüldü. Santralİstanbul’un bünyesinde yer alan sergi alanları, gastronomi mekanları ve açık hava alanları; yıl boyunca konserlere, uluslararası sergilere, festivallere ve sanatsal performanslara ev sahipliği yapıyor.

Santralİstanbul, mimarlık dünyasında "işlevini yitirmiş yapıların nitelikli yeniden kullanımı" konusunda dünya çapında bir örnek olarak kabul ediliyor. Projenin tasarımı-konsepti Emre Arolat, Nevzat Sayın, Han Tümertekin, Prof. Dr. İhsan Bilgin gibi Türkiye’nin önde gelen mimarları tarafından üstlenilmişti. Restorasyonda yapıların özgün çelik konstrüksiyonları, tuğla duvarları ve betonarme elemanları ham haliyle korunmuş; yeni eklenen cam ve çelik yapılar ise tarihi dokuyla kontrast oluşturacak şekilde modern bir dille entegre edilmişti.

Santralİstanbul dönüşümünde en zorlayıcı taraf, aslında “yeni bina yapmak” değil, yaklaşık yüz yıllık ağır sanayi yapısını “yaşayan bir kampüse” dönüştürürken “karakterini” kaybetmemekti. Projede mimari, restorasyon ve mühendislik problemleri aynı anda çözülmek zorundaydı. Santralİstanbul bugün mimarlık okullarında genellikle “adaptif yeniden kullanımın zor örneklerinden biri” olarak anlatılıyor. Çünkü projede sadece bina restore edilmedi; ağır endüstriyel altyapı kültürel mekâna ve aktif kampüse dönüştürüldü.

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Statik analizler oldukça zordu
Eski Silahtarağa Elektrik Santrali farklı dönemlerde eklenen yapılardan oluşuyordu. Yani tek bir düzenli yapı sistemi yoktu. “Erken dönem betonarme”, “perçinli çelik kolonlar”, “yığma duvarlar”, “sonradan eklenmiş endüstriyel parçalar” aynı kompleks içinde birlikte bulunuyordu. Bu da statik analizleri zorlaştırıyordu; çünkü taşıyıcıların gerçek dayanımı çizimlerden değil, yerinde testlerle anlaşılabiliyordu. Özellikle “korozyon”, “karbonatlaşmış beton”, “metal yorulması” ve “Haliç’in nemli ortamından kaynaklanan bozulmalar” ciddi problemlerdi.

Çelik takviyeler ve betonarme çekirdekler eklendi
En kritik meselelerden biri eski türbin salonlarıydı. Bu salonlar çok büyük açıklıklara sahipti, içinde tonlarca ağırlıkta makineler vardı ve bazı taşıyıcılar makinelerle birlikte çalışacak şekilde tasarlanmıştı. Makineler söküldüğünde yapının yük dengesi değişiyordu. Ama makinelerin çoğu müze objesi olarak korunmak istendiği için hem makineleri korumak hem zemini güçlendirmek hem de ziyaretçi güvenliğini sağlamak gerekiyordu. Bazı bölgelerde görünmez çelik takviyeler ve yeni betonarme çekirdekler eklendi.

Mühendislik müdahalesi görünür olmamalıydı

Ayrıca 1910’ların sanayi yapısı modern deprem standartlarına göre yapılmamıştı. İstanbul’daki deprem riski nedeniyle kolon-kiriş birleşimleri güçlendirildi, bazı duvarlara gizli çelik çaprazlar yerleştirildi, yeni taşıyıcı çekirdekler eklendi ve temeller kısmen güçlendirildi. Buradaki zorluk, mühendislik müdahalesi görünür olursa yapının tarihî/endüstriyel karakteri bozuluyordu. Yani “güçlendirme yap ama belli olmasın” gibi çok hassas bir denge vardı.

Sanayini alanını temizlemek...
Kirlenmiş sanayi alanını temizlemek de inşaatın zorlu süreçlerinden biriydi. Eski elektrik santrali olduğu için sahada yağ, ağır metal kalıntıları, endüstriyel atık ve asbestli bazı malzemeler bulunuyordu. Kampüs halka açık olacağı için çevresel temizleme önemli bir aşamaydı. Özellikle eski kazan daireleri ve teknik hacimlerde ciddi temizlik yapıldı.

Fazla restore edilseydi steril, dekoratif ve “tema parkı” gibi görünecekti
Eskiyi “müzeleştirmeden” yaşatmak da tasarımın zorlu kısımlarından biriydi. Eğer yapı fazla restore edilseydi steril, dekoratif ve “tema parkı” gibi görünecekti. Bu yüzden pas izlerinin bir kısmı bırakıldı, eski borular tamamen sökülmedi, yüzeylerde yaşanmışlık korundu ve yeni malzemeler eskiyi taklit etmedi. Bu yaklaşım teknik olarak da zordu, çünkü “kusuru koruyarak güvenli yapı üretmek” standart restorasyondan oldukça zor bir süreç.

Yeni işlevleri eski kabuğa yerleştirme...
Diğer taraftan yeni işlevleri eski kabuğa yerleştirme meselesi de mimari tasarımın hassaslıkla üzerinde durduğu konulardan biri oldu. Bu kapsamda üniversite kampüsü için gerekli olan HVAC / iklimlendirme sistemleri, yangın kaçışları, internet altyapısı, akustik çözümler, engelli erişimi gibi çağdaş sistemler sonradan entegre edildi. Ama eski santral yapıları bunlar düşünülerek tasarlanmamıştı. Özellikle büyük açık hacimlerde ses kontrolü, ısı kaybı, doğal havalandırma, yangın güvenliği ciddi mühendislik problemi oluşturdu.

Şehre bir zamanlar enerji ve ışık sağlarken bugün kültür, sanat ve eğitim yoluyla da entelektüel bir enerji veriyor
Santralİstanbul, bir zamanlar şehre fiziksel anlamda “enerji ve ışık” sağlayan devasa bir sanayi yapısının, bugün şehre “kültür, sanat ve eğitim” yoluyla entelektüel bir enerji sağlamaya devam ettiği, Haliç kıyısındaki en önemli cazibe merkezlerinden biri. Santralİstanbul (Silahtarağa Elektrik Santrali), gerek 20. yüzyılın başındaki ilk inşaat süreciyle gerekse 21. yüzyıldaki ödüllü yeniden işlevlendirme (adaptive reuse) projesiyle yapısal ve mimari açıdan tam bir mühendislik dersi olarak görülüyor.

Santralİstanbul, sadece mimari bir başarı ya da estetik bir kampüs olmanın çok ötesinde, İstanbul’un modernleşme tarihinde hayati bir dönüm noktası... Silahtarağa Elektrik Santrali kurulana kadar İstanbul, geceleri havagazı fenerleriyle aydınlatılan, fabrikaları buhar gücüyle çalışan, ulaşımı ise atlı tramvaylarla sağlanan bir 19. yüzyıl şehriydi. Santralin 1914’te devreye girmesiyle birlikte İstanbul ilk kez kent ölçeğinde elektrikle tanıştı. Sokaklar, saraylar, kamu binaları ve ardından evler sırayla aydınlatıldı. Ayrıca şehrin omurgasını oluşturan atlı tramvay hattı, bu santralden gelen enerjiyle elektrikli tramvaylara dönüştürüldü. Bu, İstanbul’un kentsel mobilitesinde (hareketliliğinde) o güne kadarki en büyük devrimdi. Haliç kıyısındaki un fabrikaları, tersaneler ve dökümhaneler bu santral sayesinde buhar gücünden elektrik gücüne geçerek üretim kapasitelerini katladılar. Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Haliç, Türkiye’nin en büyük sanayi havzası haline geldi. Silahtarağa bu havzanın hem kalbi hem de başlangıç noktasıydı. Santralin Haliç’in en uç noktasına kurulmasının nedeni, kömür ihtiyacıydı. Karadeniz’den (Zonguldak’tan) gemilerle getirilen kömür Haliç üzerinden doğrudan santrale ulaştırılıyordu. Hatta bu kömür taşıma işi için Karadeniz kıyısındaki Ağaçlı ocaklarından santrale uzanan dar hatlı bir demiryolu bile kurulmuştu. Konumu ve büyüklüğüyle Silahtarağa, Haliç’in onlarca yıl boyunca "İstanbul’un sanayi merkezi" olarak anılmasının en büyük mimarıdır. Cumhuriyet döneminde de İstanbul’un tek elektrik üreticisi olarak 1952 yılına kadar (ulusal şebekeye bağlanana dek) şehri tek başına sırtlamıştı. 1983’te kapatıldığında, arkasında neredeyse 70 yıllık kesintisiz bir kentsel hafıza bırakmıştı.

Resim Başlığı

Resim Başlığı

1940'lı yıllarda 2. türbin yapısının inşası...

Resim Başlığı


Resim Başlığı

İlk İnşaat Dönemi (1911 - 1914)
Tesisin ilk tasarımı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminin tipik endüstriyel mimari ekolünü yansıtıyor. Dönemin koşullarına göre oldukça ileri inşaat teknikleri kullanılmış. Tesis, Alibeyköy ve Kağıthane derelerinin Haliç’e döküldüğü, yani tamamen alüvyonlu ve gevşek bir balçık zemin üzerine inşa edilmiş. Bu devasa makinelerin yükünü taşıyabilmek için dönemine göre muazzam bir mühendislik hamlesi yapılmış ve yapının altına binlerce ahşap kazık çakılarak zemin güçlendirilmiş. Ana binalar, dönemin en modern malzemesi olan betonarme taşıyıcı sistemler ve büyük açıklıkları geçmeye izin veren çelik makaslı çatı strüktürleri ile inşa edilmiş. Duvarlarda ise dönemin endüstri estetiğini yansıtan yoğun bir tuğla işçiliği (yığma dolgu) göze çarpıyor.

Restorasyon ve Yeniden İşlevlendirme (2004 - 2007)
Tesisin üniversite kampüsü ve kültür merkezine dönüştürülmesi aşamasında, Türkiye'nin en önemli mimarları farklı yapı gruplarını üstlenerek kolektif,  ancak kendi içinde ayrışan nitelikli bir iş ortaya koymuşlardı.

Enerji Müzesi (Eski Türbin Daireleri)
Restorasyonun en radikal ve en çok ödül alan kısmı olan Enerji Müzesi’nde mimarlar yapıyı "temizlemek ve korumak" üzerine bir felsefe geliştirmişler. Kazan dairesi ve makine dairesindeki devasa AEG ve Brown Boveri marka türbinler, boru hatları ve kontrol panelleri yerinden kıpırdatılmamış. Paslar ve yaşanmışlık izleri kimyasal koruyucularla sabitlenmiş, üzerleri boyanmamış. Ziyaretçilerin bu devasa makinelerin arasında güvenle gezebilmesi için yapının orijinal strüktürüne dokunmayan, adeta yapı içinde süzülen çelik konstrüksiyonlu cam yollar ve asma köprüler inşa edilmiş.

Ana Galeri (Eski Kazan Dairesi)
Eski kazan dairesi yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu için tamamen yenilenmiş ancak mimari dehası geçmişe selam duruyor. Binanın dış cephesi, orijinal yapının kütlesel formunu koruyor. Ancak cephede kullanılan delikli çelik levhalar (metal tül), gündüzleri içeriye kontrollü ışık alırken geceleri binanın içindeki hareketliliği dışarıya yansıtan bir fener görevi görüyor. İç mekanda ise tamamen brüt beton estetiği hakim.

Kampüs Yapıları ve Kütüphane
Eski kazan dairelerinin bir kısmı ve makine bakım atölyeleri Bilgi Üniversitesi'nin dersliklerine ve kütüphanesine dönüştürülmüş. Tarihi taş ve tuğla duvarların içerisine tamamen bağımsız, çelik profillerden oluşan hafif esnek katlar yerleştirmiş. Bu sayede tarihi kabuk korunmuş, iç mekan ise maksimum verimlilikte modern bir eğitim alanına dönüşmüş.

Santralİstanbul, mimarlık literatüründe “Venedik Tüzüğü” ilkelerine (tarihi yapılara yapılan yeni eklemelerin orijinal dokudan net bir şekilde ayırt edilebilmesi prensibi) iyi bir örnek olarak değerlendiriliyor. Komplekse bakıldığında, 1914 yılından kalan perçinli bir çelik kolon ile 2007 yılında eklenen modern bir çelik kirişin farkı, kullanılan malzeme dili ve ek yerlerindeki detaylar sayesinde hemen anlaşılabiliyor. Proje, bu başarılı mimari yaklaşımı sayesinde 2010 yılında Uluslararası Mimarlık Ödülü de dahil olmak üzere pek çok prestijli ödüle layık görülmüştü.

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Geçmişin ruhunu, oranlarını ve endüstriyel estetiğini kaybetmeden modern bir mimarlık diline tercüme edebilmek
Santralİstanbul’un restorasyon sürecinde mimarları, mühendisleri ve koruma kurullarını en çok zorlayan, projenin adeta düğüm noktası olan aşama, eski Kazan Dairesi (bugünkü Enerji Müzesi'nin yanındaki Ana Galeri binası)’nin yapısal durumu ve buraya getirilen radikal mimari çözüm olmuştu. Kazan Dairesi, işlevini yitirdikten sonra uzun yıllar boyunca yoğun neme, bakımsızlığa ve Haliç'in alüvyonlu zemin yapısına maruz kalmıştı. Binanın orijinal çelik ve betonarme taşıyıcı sistemi o kadar büyük bir korozyona (paslanma ve çürümeye) uğramış ki, yapının mevcut haliyle ayakta kalması, bırakın içine binlerce ziyaretçi almayı, kendi yükünü taşıması bile imkansızdı. 1910’larda çakılan ahşap kazıklar işlevini yitirmişti. Binayı güçlendirmek için zemine yeni fore kazıklar çakılması gerekiyordu; ancak bunu yapmak mevcut tarihi kabuğu tamamen yıkma riski doğuruyordu. Restorasyon ekibi çok zor bir kararla baş başa kaldı. Bina, güçlendirilemeyecek kadar bitikti, ancak tamamen yıkılıp sıradan bir betonarme bina gibi yeniden inşa edilirse de endüstriyel mirasın "ruh ve özgünlük" değeri yok olacaktı. Mimari ekip bu çıkmazı aşmak için Türkiye restorasyon tarihinde o döneme kadar pek örneği görülmemiş, kavramsal olarak koruma kurullarını ikna etmesi en zor olan bir yöntem uyguladı: “Hafızayı Klonlamak”… Kazan Dairesi binası, orijinal mimari formuna, kütlesine ve boyutlarına sadık kalınarak yapısal olarak yeniden inşa edildi. Ancak bu bir "taklit" veya "eskitme" bina olarak yapılmadı. Ve “Metal Tül Cephe Dehası”… Binanın dış çeperi, geçmişteki ağır tuğla ve beton kütleye referans veren ama tamamen modern bir malzeme olan delikli çelik levhalarla (metal tül) kaplandı. Binanın orijinal cephesindeki pencere boşluklarının ve mimari ritmin izleri bu çelik tül üzerinde birebir yaşatıldı. Diğer bir büyük zorluk ise türbinlerin yer aldığı Enerji Müzesi binasındaydı. Buradaki zorluk yıkılma tehlikesi değil, aksine "hiçbir şeye dokunamama" zorunluluğuydu. Devasa jeneratörler, kontrol panellerindeki binlerce düğme, boru hatları ve yağ tankları yerinde duruyordu. Yeni işlev gereği binaya binlerce ziyaretçi girecekti ve yürüyüş yolları, yangın merdivenleri, havalandırma kanalları ile aydınlatma sistemleri kurulmalıydı. Mühendisler ve mimarlar, bu modern altyapı elemanlarının tek bir tanesini bile tarihi makinelere veya orijinal duvarlara vidalamadan, tamamen havada asılı duran ya da kendi ayakları üzerinde yükselen bağımsız bir çelik strüktür (iskelet) halinde içeriye nakşetmek zorunda kaldılar. Bu durum, milimetrik şantiye ölçümleri ve muazzam bir işçilik gerektirdi. Kısaca, restorasyonun en zor aşaması; tamamen çürümüş bir sanayi yapısını (Kazan Dairesi) yıkıp yeniden yaparken geçmişin ruhunu, oranlarını ve endüstriyel estetiğini kaybetmeden modern mimarlık diline tercüme edebilmekti. Ortaya çıkan kontrast, projenin dünya çapında ödül almasını sağlayan ana unsur oldu.

FOTOĞRAFLAR: Bilgi Üniversitesi, Enerji Müzesi, Emre Arolat Architects (EAA) 

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı


Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Şantiye® Dergisi ve Dijital Platformları
Daha iyi yapılar için...
28 Mayıs 2026


Türkiye'nin en ESKİ ve en çok ZİYARET EDİLEN şantiyesi: ŞANTİYE®...  
İnşaata dair "KAYDADEĞER" ne varsa... 1988'den bu yana...

Şantiye®nin ürettiği, derlediği ve yayınladığı içeriklerde öncelik “KAMUSAL YARAR”dır... 
Ve yayınlanan içeriğin “ÖZEL” olmasına özen gösterilir...

BASILI DERGİ + E-DERGİ + SANTİYE.COM.TR + SOSYAL MEDYA + DİJİTAL PLATFORMLAR... 

İnşaat sektörünün buluşma noktası Şantiye®, “Güven”i temsil eden “Basılı bir Yayın” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla inşaat sektörünün en önemli iletişim platformlarından biri olmaya her ortamda devam ediyor... 1988'den bu yana...

Şantiye® ayrıca yapı sektörüne "Şantiye'nin Yıldızı Ödülü", "Yılın Yeşil Yapı Malzemesi / Teknolojisi Ödülü" ve "Şantiyeden Kareler Fotoğraf Yarışması" gibi farklı organizasyonlarla da katkı sunuyor. 

Şantiye®nin son sayısı da dahil 1988 yılından bugüne kadar yayınlanan TÜM SAYILARINA E-Dergi olarak göz atmak için lütfen tıklayın... 

Şantiye®, başta ABONELERİ olmak üzere 2020-2026 yıllarında ilan veren firmalar ABS Yapı, Akyapı, Alumil, Anadolu Motor (Honda), Alkur, Ak-İzo, Altensis, Arbiogaz, Aremas, Arfen, Artus, Assan Panel, Asteknik, Atos, Batıçim, Baumit, Bentley Systems / Seequent, Betek, Betonblock, Bonus Yalıtım, Borusan CAT, Bosch Termoteknik, Bostik, BTM, Buderus, Bureau Veritas, Chryso, Çimsa, Çuhadaroğlu, Çukurova Isı, Deutsche Messe, Duyar Vana, DYO, Egepen Deceuninck, Efectis ERA, Ekomaxi, Elkon, Emülzer, Eryap, Filli Boya, Fixa, Fullboard, Form Endüstri Ürünleri, Form Endüstri Tesisleri, Form MHI (Mitsubishi Heavy Industries) Klima, Garanti Leasing, GF Hakan Plastik, Gökçe Brülör, Grundfos, Hannover Fairs, Hilti, IQ Alüminyum (by Deceuninck), İNKA, İntek, İpragaz, İstanbul Teknik, İzocam, İzoser, Kalekim, Knauf, Knauf Insulation, Komatsu, Köster, Kuzu Grup, LG, Marubeni, Masdaf, Master Builders Solutions, MBI Braas, Meiller Kipper (Doğuş Otomotiv), Messe Frankfurt, Messe München/Agora Tur., Mekon, Mitsubishi Chemical, Molecor, Nalburdayim.com, NETCAD, ODE, Ökotek, Özler Kalıp, Özpor, Panasonic, PERI, Pimakina, Pimapen, Polyfibers, Polyfin, Prefabrik Yapı / Hekim Yapı, Prometeon, Ravago, Rehau, Saint Gobain Türkiye, Samsung, Saray Alüminyum, Schüco, Scania, Selena (Tytan), Sentez Mekanik, Serge Ferrari, Shell, Siemens, Sistem İnşaat, Soudal, Sika, Şişecam, Temsa, TMS, Tekno Yapı, Türk Ytong, Tremco illbruck, Vaillant, Vekon, Viessmann, Wermut, Wielton, Wilo, Winsa, XCMG, Xylem ve ZF'nin değerli katkılarıyla hazırlanmaktadır.

ABONE OLMAK İÇİN
Bir yıllık abonelik bedelimiz olan 2.400 TL (6 Sayı, KDV Dahil)'yi TR70 0001 0008 5291 9602 1550 01 IBAN no’lu hesabımıza (Ekosistem Medya) yatırıp; ardından dekontu, açık adresinizi ve fatura bilgilerinizi (şahıs ise TC kimlik no; firma ise vergi dairesi-numarası) santiye@santiye.com.tr adresine e-posta veya 0532 516 03 29 no’lu telefona WhatsApp / SMS aracılığıyla ulaştırabilirsiniz. 

E Dergi
E Dergi
E Dergi
  • AJANDA
  • 10 Soruda “Binaların Duman Tahliye Sistemlerinde CFD Analiz Uygulamaları”

    11 Mayıs 2026 / 10.30

  • 10 Soruda Bir Çatı Danışmanının Katkıları

    17 Nisan 2026 / 11.00

  • 10 Soruda Savaşın Ortasında, Ortadoğu’daki Şantiyeler

    28 Mart 2026 / 10.00

  • 10 Soruda Sürdürülebilir Cephelerde Ahşap

    13 Mart 2026 / 11.00

  • 10 Soruda Seramik Yünü

    31 Mart 2026 / 11.00

BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN

Şantiye Dergisi

HAKKIMIZDA

İNŞAAT sektörünün buluşma noktası ŞANTİYE®, “GÜVEN”i temsil eden “BASILI BİR YAYIN” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla yapı sektörünün en önemli iletişim platformlarından ve veri kaynaklarından biri olmaya DİJİTAL ORTAMLARDA DA devam ediyor... 1988'den bu yana basılı yayıncılıkta olduğu gibi...

KURUMSAL

  • Hakkımızda
  • Künye & Abonelik
  • Kişisel Veriler Aydınlatma Metni

KATEGORİLER

  • Haberler
  • Teknik
  • Röportaj
  • Ürün & Sistem
  • Proje
  • Makale
  • Rapor
  • Güncel
  • Ajanda

© 2024 santiye.com.tr - Tüm hakları saklıdır.

  • Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım Koşulları
  • İletişim
  • Kişisel Veriler Aydınlatma Metni