Youtube kanalımızda gerçekleştirdiğimiz, ardından web sitemizin ŞantiyeTV sayfalarında ve Şantiye®nin basılı versiyonunda yayınladığımız “10 Soruda” isimli canlı yayın serimizin 27 Şubat 2026’daki konusu “Yapılarda Ahşap”, konuğu ise Öyler Timber Construction Kurucusu İnş. Y. Müh. Cihan Çelik oldu. Çelik programda, ahşabın yapılarda hangi amaçlarla kullanıldığı ve uygulama alanları; ahşap yapı malzemeleri ve ahşap yapıların avantajları; sorun yaratabilecek unsurlar ve çözüm için izlenebilecek yöntemler; konuyla ilgili yeni teknoloji ve inovatif uygulamalar; ülkemizdeki ahşap yapı geleneği; nitelikli bazı ahşap yapı örnekleri; inşaat sektörünün ahşaba bakış açısı; ülkede yeterli kalifiye iş gücü ve nitelikli malzemenin durumu; ahşap yapıların koruma ve onarımında önceliklendirilmesi gereken unsurlar; ahşap kullanımının önündeki engeller; ahşap binaların deprem performansı ve iklim direnci açısından performansı gibi konulardaki bilgi, deneyim ve yorumlarını Şantiye® okurlarıyla paylaştı.
1) Ahşabın yapılarda kullanımını tarihsel perspektiften özetleyebilir misiniz? Ne zamandır, hangi amaçlarla, yapının hangi bölümlerinde kullanılıyor ve uygulama alanları neler?
Ahşap binalar toplumumuzda, çok kalıcı olmayan, hızlıca bozulabilen yapılar gibi algılanıyor fakat tarihsel perspektiften baktığımızda ayakta kalanların önemli bir kısmının ahşap binalar olduğu görülüyor. İstanbul’dan Kars’a kadar Anadolu’da o kadar çok örnek var ki... Bakımsız veya metruk olsalar da ayakta duran çok sayıda yapı mevcut. Dolayısıyla ahşap yüzyıllardır kullanılan bir yapı malzemesi ve bakım yapıldığı takdirde uzun seneler işlevini yerine getiren bir malzeme olduğu biliniyor. Osmanlı ve Selçuklu mimarisinde ahşap malzeme sıklıkla kullanılmış. Çok da sağlıklı yapılarmış. 1900’lü yılların başında beton ve betonarmenin gelişiyle birlikte artık o ahşap yapım teknikleri yavaş yavaş terk edilmiş. Daha hızlı olacağı düşünüldüğü için betonarme yapı sistemine geçilmiş ve yıllar yılı yaygınlaşmış. Şu an tabii ülkemizde geleneksel yöntemler biraz unutuldu ve usta bulmak oldukça zor. Ama mesela Çin ve Japonya, ahşap kültürlerinden pek de kopmadan ahşap bina yapımını sürdürmüşler ve oldukça yenilikçi yöntemler, birleşim detayları geliştirmişler.
Ahşap bilindiği üzere çok çok uzun zamandır mobilya malzemesi olarak yapılarda yer buluyor. Çatı, zemin ve cephelerde; parke, panel gibi dekoratif işlerde; kapı ve pencere gibi yapısal bileşen olarak ve pergola ile çit gibi bahçe peyzajında oldukça yaygın bir kullanımı var. Bunlar haricinde binalarda taşıyıcı sistem olarak da sıklıkla kullanılmış. Hala da hem geleneksel yöntemlerle hem de modern yöntemlerle ahşap karkas yoğun bir şekilde tercih ediliyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ahşap malzemenin önemi daha fazla anlaşılmış ve daha hızlı üretilen binalar, sağlıklı yaşam alanları yapılmaya başlanmış.
2) Ahşap yapı malzemeleri ve ahşap yapıların avantajlarını özetleyebilir misiniz? Neden ahşap?.. Tasarım sürecine, inşa sürecine, kullanıcıya ve çevreye katkısı ne?
Bir malzemeye sadece kendi özelinde bakmak bence kısıtlı bir değerlendirme olur. Bunu biraz daha genel perspektiften ele almak lazım... Mesela ahşap kullanımı ormanlara zarar vermeyen, ağaçları bilinçsizce yok etmeyen, aksine onları daha da aktif hale getiren, yenileyen, geliştiren, büyüten bir yaklaşımdır. Dolayısıyla ahşap kullanımının ormanlara zarar verdiği düşüncesi doğru bir teşhis değildir. Arz bu yönde ne kadar artarsa ormanlar da o kadar fazlalaşır. Yatırım yapılmasının önü açılır. Ayrıca ormanlar yaşayan varlıklardır ve onların da gençleşmeye, yenilenmeye ihtiyacı vardır. Ahşap kullanımı bu anlamda da fayda sağlar. Ağaç sadece bina yapımında değil, kağıt ve türevleri olarak hayatın içinde çok yoğun bir talep görüyor. Kısaca kullanımı yoğun bir malzeme ve çoğu artık endüstriyel ormanlardan temin ediliyor. Ekolojik ormanlar bu anlamda korunuyor ve varlıklarını sürdürüyorlar. İhtiyaç olan hammadde endüstriyel ormanlardan karşılanıyor. Dolayısıyla ormanlar yok olmuyor, daha da genişliyor ve verimli, bakımlı ağaçlar elde ediliyor. Mesela normal bir ormanın 1 hektarından 2 m3 ağaç elde edilebiliyorken endüstriyel ormanların 1 hektarından yaklaşık 30 m3 ağaç elde edilebiliyor. Ve bu ağaçlar yüksek standartlara sahip çok daha kaliteli ve sertifikalı oluyor. Dolayısıyla petrol gibi zamanla azalmayan, çevreye zarar vermeyen, aksine ekolojik olarak çok fayda sağlayan ve devamlı gelişen, büyüyen bir varlık elde ediliyor. Küresel iklim krizine, karbon emisyonunu azaltmaya olumlu katkı sağlayan da bir hammadde. Biliyorsunuz inşaat sektörünün karbon emisyonuna, küresel ısınmaya doğrudan etkisi yüzde 40’larda. Çok yüksek bir oran. Binayı hem yaparken hem kullanırken ciddi bir karbon emisyonu yayılıyor. Bu etkilerin azaltılması sürecinde, daha ekolojik yapıların inşa edilmesi ve kullanımında ahşabın çok kıymetli bir rolü var. Diğer taraftan ağaç-bitki kökenli malzemelerin de çeşitlendirilmesi gerekiyor. Mesela bambu veya kenevirin kullanımıyla ilgili ciddi araştırmalar yapılıyor. Söz konusu malzemeler ilerleyen zamanlarda daha fazla ele alınacak malzemeler olacak. Kısaca, ahşap malzemenin avantajı sadece kullanıcıya veya tasarımcıya değil, aslında çok daha geniş bir yelpazeye yayılıyor. Ahşap sırf kendi özellikleri sebebiyle, kendi problemlerimizi çözme amacıyla değil, dünyanın genel problemlerini çözmekte de büyük faydası olması açısından önemli. Çünkü ahşap bina yapma sürecinde yayılan karbon emisyonuyla çelik veya betonarme yöntemlerle inşa edilen yapıların inşa süreci arasında ciddi fark vardır. Hatta ahşap binanın bir bakıma karbon emisyonu eksidedir. Kısaca, gezegenimizin sağlıklı kalabilmesi için kullanımı mecburi bir malzeme.
Diğer taraftan tabii başka avantajlarına da değinilebilir... Öncelikle duraylı olan (stabil) bir malzeme. Yani 100 veya 150 yıl, doğru kullanılmış, doğru işlemlerden geçirilmiş ve bakılmışsa özelliklerini pek kaybetmiyor. Depremlerde de ciddi avantaj sağlar. Ahşap malzeme kullanımında bina kütlesi oldukça (neredeyse beton binaya göre 10 kat) hafiflediğinden deprem esnasındaki etkiler çok daha az hale gelir ve zarar minimumda kalır. Ayrıca ahşabın yangın konusunda dezavantajı vurgulanır fakat bu da yanlış bir bilgidir. Yapılan testlerde görülüyor ki ahşap binalar, çelik ve beton binalardan daha geç yıkılıyor, çöküyor. Ahşabın yandıkça yanma yüzeyi azalır. Yani aslında malzemenin çalışma yönü lifler yönünde olduğu için yanmaya başladığında yük taşıma özelliği devam eder. Ama çelikte böyle değildir, yandığı zaman yük taşıyamaz. O yüzden ahşap binaların yangında ayakta kalma süresi çok daha fazladır. Diğer yapılan testlerde de bölme duvarı ahşap (CLT) olan bir odada çıkan yangın, yan odaya 70 derece kadar sıcaklık transfer ederken, beton bölme duvarı olan yapıda bu değerin 700 dereceye kadar çıktığı görülmüş. Yani arada ciddi bir uçurum var. Ahşap malzemenin ısıl iletkenliği çok düşüktür. Kısaca ahşap malzeme gerçekten iyi anlaşıldığı, tanındığı, doğasına uygun kullanıldığı takdirde çok fazla avantaja sahiptir.

3) Ahşap yapı malzemelerinin ve ahşap yapıların dezavantajları, sorunlu unsurları var mıdır, nelerdir? Ve bu sorunların çözümü için hangi yöntemler kullanılıyor?
Evet çok konuşulan yangın performansını öncelikle ele alabiliriz... Artık piyasada çok sayıda geliştirilen geciktirici ve solüsyon var. Yangın dayanımını ve direnci artıran, yandığı zaman zehirli gaz çıkmasını engelleyen fazlasıyla teknolojik gelişme mevcut. Handikap olarak tek unsur kalifiye eleman eksikliği diyebiliriz. Maalesef ülkemizde unutulan bir malzeme ve metodoloji. Dolayısıyla yetkin usta bulmak çok zor. Malzemeyi bilen, düzgün uygulayan olmadığı için malzeme de arz edilmiyor. Arz edilmediği için de insanlar ahşaba yönelemiyor. Fakat teknoloji gelişiyor ve artık dünyada inşaatı şantiyede yapmak devri kapanıyor. İnşaatı fabrikalarda yapma devri başladı. Otomasyon sistemleri eşliğinde, kalite kontrolü yapılan, optimize edilebilen, maliyetleri düşürülebilen yöntemler yaygınlaşıyor. Bina inşaatı bu şekilde fabrika ortamlarındaki imalatlarda yapıldığı için ahşap tekrar popüler hale getirilebilir. Diğer handikap da kaliteli ahşabın Türkiye’de kolay bulunamamasıydı. Yurtdışı bağımlılığı vardı ama bu sorun da yavaş yavaş çözülüyor. Mesela biz endüstriyel tesisimizde artık sertifikalı endüstriyel ahşap üretiyoruz. C35 kalitesine kadar bile çıkıldı. Konuşulan, ahşap binanın mühendisliğiyle ilgili sorunlar da gün geçtikçe azalıyor. Bu kapsamda Avrupa Birliği ya da Amerika şartnameleri üzerine ciddi çalışmalar var. Hatta geçen sene bir yönetmelik yayınlandı ve mühendislik ile malzeme anlamında bir hareketlilik yaşanıyor. Bunun önümüzdeki dönemde çok hızlanacağını tahmin ediyorum.
4) Yapılarda ahşabın hangi türleri tercih ediliyor?
Ağaçlar yumuşak ve sert olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bu aslında bilinen anlamda sertlik ve yumuşaklık değil de endüstri literatüründe, işlenebilmeyle ilgili bir klasifikasyon. Sert ağaçlar genelde iç cephe, dış cephe kaplamalarında, zemin kaplaması olarak yaygın kullanılıyor. Yumuşak ağaçlar ise taşıyıcı sistem karkaslarında daha fazla kullanılıyor.
Bir de tutkallı ve çapraz lamine olarak üretim tekniğine göre çeşitlere ayrılabilir. Aslında bu çeşitlendirme yurtdışında çok daha fazla ama ülkemizde o kadar fazla çeşitten bahsedemeyiz. Bizde en çok GLT (Glued Laminated Timber) olarak adlandırılan tutkallı lamine edilmiş ahşap elemanlar yaygın. Lamel kalınlığı 2, 3, 4 cm olan, genişlikleri 10-15 cm boyutlarında olan her bir lamel tutkalı üst üste üst üste yapılarak bir işte dikdörtgen kesit oluşturulan çubuk elemanlar. Bunlar kolon veya kiriş olarak kullanılabiliyor. İkincil safhada ise CLT (Çapraz Lamine Ahşap) dediğimiz çapraz lamine edilmiş masif kereste var. O da yine birinci katmanlara koyuluyor, sonra tutkallanıyor. İkinci katmanları ters yönde konuluyor, tutkal sürülüp 3. katman tekrar ters yönde yapıştırılıyor. 3, 5, 7 katman olarak ilerleyen katmanlarla birlikte çapraz lamine edilmiş yüzey elemanlar üretiliyor. Bunlar inşaatta döşeme, döşeme plağı ya da perde duvar taşıyıcı elemanları oluyor. Şu an dünyada bu iki parçayı birleştirerek çok rahat, çok hızlı fabrikada üreterek, üzerinde delikler açarak yapılan teknoloji mevcut. Aynı zamanda bu ekolojik ve duraylı da olan bir malzeme. Sağlıklı yapıya imkan veriyor. Ahşap malzeme insanın doğasına çok iyi geliyor. Etrafımızdaki betondan dolayı insanlar enerjilerini atamıyorlar ve gerginler; fakat ahşap öyle bir malzeme değil. Bunların ötesinde NLT (Çivilenmiş Lamine Ahşap) döşemeler veya DLT denilen, bünyesine dübeller yerleştirilen ahşap elemanlar var. Şu an Avrupa Birliği ülkeleri artık betonla birlikte kullanılan kompozit döşeme üzerine çalışıyor.
5) Ülkemizde ahşap yapı geleneği ve ahşabın bir yapı malzemesi olarak kullanımıyla ilgili yorumlarınız nelerdir?
Ülkemizde çok ciddi potansiyel var aslında. Bununla ilgili altyapımız da hazır. Bence insanımızın çok sevdiği bir malzeme. Önemli olan, doğru bir arz yapılması. İş gücümüz çok zayıf. Fakat bu sorunun da makineleşmeyle çözülebileceğini düşünüyorum ve maliyet anlamında çok daha uygulanabilir hale geleceğine inanıyorum. Şu anda çok fazla Avrupa Birliği projesi geliyor. Ülkemizde yayınlanan teşviklere bakarsanız artık devletin de işin farkında olduğu anlaşılıyor. Binaların hem imalat hem kullanım aşamalarında sürdürülebilir, yeşil, ekolojik olması önceliklendiriliyor. Bu anlamda ahşap binaların geleceği oldukça parlak.

6) Ülkemizde eski-yeni ahşap yapılardan özel olarak gördüğünüz, takdir ettiğiniz bir ikisi hakkında daha ayrıntılı bilgi alabilir miyiz?
Ülkemizde modern teknolojiyle yapılmış, yüksek, büyük hacimli bir ahşap yapı en azından benim bildiğim kadarıyla son dönemde pek yok. Varsa da görmediğim için bir yorum yapamayacağım. Ama yurtdışında gezdiklerim arasında, ilham aldığım, etkilendiğim birkaç proje oldu. Mesela Viyana’da Future City 2030 bir bölge tanımlanmış. Oradaki Hoho Veinne isimli 26 katlı, 86 metre uzunluğundaki bina oldukça etkileyiciydi. İçinde otel ve konutlar var. Tertemiz, pırıl pırıl, çok ferah yüksek bir bina. Kanada’daki Kanada Wood ya da Kanada TeamWor Stadyumu’nun çatısı da 160 metre açıklığıyla dikkate değer. Kanada Camii de aynı şekilde etkilendiğim ahşap yapılardan biriydi. İnanılmaz estetik ve modern bir camiydi. Artı şu anda Londra’da 150 metrelik bir kule projesi çalışılıyor. 150 metre ahşap için hiç azımsanacak bir yükseklik değil. Japonya’da da 2040’ta bitecek 350 metre yüksekliğinde bir proje var. Yani ahşapta artık sınır yok. Tamamen hayal gücüne, mühendisliğe bağlı olan bir malzeme haline geldi. Tabii burada önemli olan sadece ahşap malzeme kullanarak bina yapmak değil, ekolojik, yeşil, az enerji harcayan bir bina yapmak da önemli. Modern teknoloji içerisine ahşap entegre edilmeli. Binaların enerji teminini ve harcamalarını düşürmesi şart, ayrıca taşıyıcı elemanlarda ve malzemeyle ilgili inovasyonlar gerekiyor ve yapım yöntemlerinin, modülerlik anlamında değişmesi gerekiyor. Bir diğer gördüğüm ve takdir ettiğim bina ise Amsterdam’daki bir Hut oldu. O da yüksek katlı ve hibrit bir binaydı. Hotel Jakarta da yine Amsterdam kanalı üzerindeki bir projeydi. Ahşapla çok hızlı, çok iyi, çok kaliteli ve çok ekolojik yapılar yapmak mümkün. Bu kapsamda o binalar da bize ilham vermiştir. Diğer taraftan tabii Rum Yetimhanesi ve Artvin’deki ahşap camiyi de unutmamak lazım. Ama modernlik anlamında yurtdışında daha iyi örneklerin hayata geçirildiği açık.
7) İnşaat sektörünün ahşaba bakışı sizce nasıl? Ve ahşap uygulamaları için ülkede yeterli kalifiye iş gücü var mı; malzeme açısından tatminkar mı?
Bir kere öncelikle mimarlarımızın ahşap bina teknolojisine ilgi göstermesi ve bilmesi gerekiyor. Yani bununla ilgili bu tarz yapı tipolojisiyle ilgili mimarlarımızın da tecrübelenmesi şart. İkincisi tabii ki mühendislerimizin bu konuda tecrübelenmesi gerekiyor. Aslında nostaljik bir talep var. Yani nostaljik olarak ahşap malzeme isteniyor ama bu işin tekniğine hakim firma, kurum ya da usta çok az. Ticari tarafa baktığımız da müteahhidin ahşap binalara doğrudan yönlenmesi pek mantıklı değil. Henüz daha depremle ilgili yapı imalatında zorlanırken ahşap bina yapmak kolay değil. Çünkü ahşap yapı tasarımı ve inşası da çok teknik bilgi isteyen, düşünülerek, kafa yorulması gereken bir süreç. O açıdan biraz müteahhitlerimizin de kendini geliştirmesi gereken hususlar var. Diğer konu da işçilik... Maalesef bu konuda yetişmiş iş gücümüz yok. Ahşap ustalarının yetiştirilmesi lazım ama artık inşaatlar yerinde değil, fabrikalarda yapılmaya çalışıldığından otomasyon ve fabrika üretimine odaklanılması da gerekiyor. Mimarlarımızı, mühendislerimizi kompakt bir şekilde bir getirip bu konuya kanalize etmek lazım. Bence mimari olarak potansiyelimiz var ama yeterli değil. Tüketicilerin de aslında ahşapla ilgili nostaljik bir bağı var ama onlar da kendilerine bir partner bulmakta zorlanıyorlar. Müteahhitler bu işin son halkası. Ama devletimiz gelişmesi için emek harcıyor. Ancak onların da bazı değerlendirmeleri tekrar gözden geçirmeleri gereken hususlar olabilir.

8) Ahşabın yurtdışındaki kullanımıyla ilgili bilgi alabilir miyiz? Hangi coğrafyalarda yaygın?
Özellikle Avusturya ve Avrupa Birliği ülkeleri ahşap konusunda çok ileriler. Hem teknolojik anlamda hem düşük enerjili bina üretimi konusunda ciddi çalışmalar yapıyorlar. Finlandiya ve Norveç de aynı şekilde. Amerika ise zaten yıllardır ahşap bina yapan bir ülke. Devasa araziye sahip olduklarından tek veya iki katlı ahşap yapıları çok fazla. Onlar da bu teknolojiyle ilgili ciddi altyapı yatırımları yaptılar. Kanada da modern teknolojilerle ilgili bayağı ilerleme kaydetti. Bu anlamda ciddi bir agresif inşaat yapma yöntemleri geliştiriyorlar ve aksiyon alıyorlar. Fransa’da yeni yapılan yapıların çok büyük kısmı ahşap inşa ediliyor. Özellikle eski binalarının üzerlerine ahşap katlar ilave edildiği biliniyor. Ahşabın hafifliği bu anlamda ciddi bir avantaj yaratıyor.
9) Ahşap yapılarda koruma ve onarım konuları da önemli... Bu konuda ülkemizdeki genel yaklaşım sizce nasıl?
Aslında geleneksel yöntemlerle yapılan ahşap yapılarda onarım da oldukça kolay ve ucuz oluyor. CLT ve GLT’li yüksek katlı binalarda ise onarım kısmı biraz zorlaşabiliyor. Çünkü büyük parçalar halinde üretiliyorlar. Koruma tarafında ise ülkemizin bu konuyu biraz öğrenmesi gerektiği kanaatindeyim. Biz de buna çok emek harcıyoruz. Normal bir çelik profili ne ise bizim ürettiğimiz ahşap kereste de aslında o. Çünkü o belli bir nem değerinin alında. Artık nemi artmayan, yani boyutu değişmeyen duraylı bir malzeme. Ahşap malzeme çok korunmuş, ısıl işlemden geçirilince dayanıklılığı çok daha fazla artan bir malzeme oluyor. O yüzden korumayla ilgili ihtiyacı olan çok bir konu yok. İlaveten yangınla ilgili geciktirici solüsyon olabilir ya da atmosfere açık olan yerlerde güneş etkilerini azaltan solüsyonlar sürülebilir. Bunlar ürünün uzun vadede sağlıklı kullanmasını sağlıyor. Diğer taraftan birçok ahşap çeşidinin özelliklerine göre malzeme kullanılması önemli ki bu pek ülkemizde hassasiyet gösterilen bir durum değil. Bir markanın bir ürünü her türlü ahşap üzerinde kullanılıp, aynı sonuç alınmaya çalışılıyor. Halbuki bir yerde işe yarayan malzeme diğer bir ahşap yüzeyde işe yaramayabilir. Ayrıca cepheye doğrudan yapıştırılıp araya herhangi bir hava boşu bırakılmaması da sorunlardan biri. Hem sert hem yumuşak keresteler için koruma yöntemleri farklı farklıdır ve standartları değişiktir; bunlara dikkat edilmesi gerekir. Bunlara uyulduğu takdirde uzun süre boyunca hiçbir şey olmadan yapılar sağlıklı bir şekilde işlevlerini yerine getirebilirler.
10) Deprem ülkesi olduğumuz için ahşap binaların deprem performansı hakkında neler söylersiniz?
Biraz önceki cevaplarda kısmen cevaplarını verdik aslında... Binanın kütlesi onda birine düştüğü için depremden gelen etkiler de onda bire düşüyor. Yani deprem kuvvetleri yapıya çok düşük değerle gelmeye başlıyor. Bu nedenle yük azalıyor. Yük azalınca eleman kesit boyutları küçülüyor. Çünkü daha fazlasına ihtiyaç kalmıyor. O küçülünce birbirine bağlayan parçalar ufalıyor. Buna paralel tüm ihtiyaçlar, malzemeler, ekipman küçülmeye başlıyor. O açıdan da çok faydalı. Bir de ahşap bir binanın deprem davranışı sünek olduğu için, herhangi bir deprem sonrası hasar alan kısımların kolayca değişimi, onarımı da betonarmeye göre çok kolay yapılabiliyor. Mesela problem varsa o parça değiştiriliyor ve yapı aynı şekilde performansına devam ediyor. Betonarme bina hasar görünce kullanılamaz hale geliyor ve orada tekrardan ileri bir tetkik ve mühendislik çabası gerekiyor. Uzun prosesler söz konusu oluyor. Ahşapta ise hem performans yüksek hem malzemenin dayanımı iyi, yükler az ve hem de onarımı çok basit.
Şantiye® Dergisi ve Dijital Platformları
Daha iyi yapılar için...
9 Nisan 2026
Türkiye'nin en ESKİ ve en çok ZİYARET EDİLEN şantiyesi: ŞANTİYE®...
İnşaata dair "KAYDADEĞER" ne varsa... 1988'den bu yana...
Şantiye®nin ürettiği, derlediği ve yayınladığı içeriklerde öncelik “KAMUSAL YARAR”dır...
Ve yayınlanan içeriğin “ÖZEL” olmasına özen gösterilir...
BASILI DERGİ + E-DERGİ + SANTİYE.COM.TR + SOSYAL MEDYA + DİJİTAL PLATFORMLAR...
İnşaat sektörünün buluşma noktası Şantiye®, “Güven”i temsil eden “Basılı bir Yayın” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla inşaat sektörünün en önemli iletişim platformlarından biri olmaya her ortamda devam ediyor... 1988'den bu yana...
Şantiye® ayrıca yapı sektörüne "Şantiye'nin Yıldızı Ödülü", "Yılın Yeşil Yapı Malzemesi / Teknolojisi Ödülü" ve "Şantiyeden Kareler Fotoğraf Yarışması" gibi farklı organizasyonlarla da katkı sunuyor.
Şantiye®nin son sayısı da dahil 1988 yılından bugüne kadar yayınlanan TÜM SAYILARINA E-Dergi olarak göz atmak için lütfen tıklayın...
Şantiye®, başta ABONELERİ olmak üzere 2020-2026 yıllarında ilan veren firmalar ABS Yapı, Akyapı, Alumil, Anadolu Motor (Honda), Alkur, Ak-İzo, Altensis, Arbiogaz, Aremas, Arfen, Artus, Assan Panel, Asteknik, Atos, Batıçim, Baumit, Bentley Systems / Seequent, Betek, Betonblock, Bonus Yalıtım, Borusan CAT, Bosch Termoteknik, Bostik, BTM, Buderus, Bureau Veritas, Chryso, Çimsa, Çuhadaroğlu, Çukurova Isı, Deutsche Messe, Duyar Vana, DYO, Egepen Deceuninck, Efectis ERA, Ekomaxi, Elkon, Emülzer, Eryap, Filli Boya, Fixa, Fullboard, Form Endüstri Ürünleri, Form Endüstri Tesisleri, Form MHI (Mitsubishi Heavy Industries) Klima, Garanti Leasing, GF Hakan Plastik, Gökçe Brülör, Grundfos, Hannover Fairs, Hilti, IQ Alüminyum (by Deceuninck), İNKA, İntek, İpragaz, İstanbul Teknik, İzocam, İzoser, Kalekim, Knauf, Knauf Insulation, Komatsu, Köster, Kuzu Grup, LG, Marubeni, Masdaf, Master Builders Solutions, MBI Braas, Meiller Kipper (Doğuş Otomotiv), Messe Frankfurt, Messe München/Agora Tur., Mekon, Mitsubishi Chemical, Molecor, Nalburdayim.com, NETCAD, ODE, Ökotek, Özler Kalıp, Özpor, Panasonic, PERI, Pimakina, Pimapen, Polyfibers, Polyfin, Prefabrik Yapı / Hekim Yapı, Prometeon, Ravago, Rehau, Saint Gobain Türkiye, Samsung, Saray Alüminyum, Schüco, Scania, Selena (Tytan), Sentez Mekanik, Serge Ferrari, Shell, Siemens, Sistem İnşaat, Soudal, Sika, Şişecam, Temsa, TMS, Tekno Yapı, Türk Ytong, Tremco illbruck, Vaillant, Vekon, Viessmann, Wermut, Wielton, Wilo, Winsa, XCMG, Xylem ve ZF'nin değerli katkılarıyla hazırlanmaktadır.
ABONE OLMAK İÇİN
Bir yıllık abonelik bedelimiz olan 2.400 TL (6 Sayı, KDV Dahil)'yi TR70 0001 0008 5291 9602 1550 01 IBAN no’lu hesabımıza (Ekosistem Medya) yatırıp; ardından dekontu, açık adresinizi ve fatura bilgilerinizi (şahıs ise TC kimlik no; firma ise vergi dairesi-numarası) santiye@santiye.com.tr adresine e-posta veya 0532 516 03 29 no’lu telefona WhatsApp / SMS aracılığıyla ulaştırabilirsiniz.






