Ülkenin önde gelen kuruluşlarından Eczacıbaşı’nın Mimari ve İnşaat İşleri Direktörü Aslı Ayanlar, otuz yılı aşkın süredir mesleğin içinde ve birçok mimarın kariyerinde pek denk gelemeyeceği çeşitlilikte projeyi hayata geçirme şansı bulmuş bir meslek erbabı... Zamanında Türkiye’deki ilk Amerikan tipi alışveriş merkezlerinin tasarımından işletmeye uzanan süreçlerine tanıklık etmiş, mahalle arasındaki sinema binalarından yeni bir seyir deneyimi sunan modern sinema salonlarına terfi edildiği günleri “içeriden” deneyimlemiş, Marmaray’ın yer altı istasyonlarında insan yükü hesaplarına göre mekânların nasıl boyutlandırıldığını ve tasarımların hangi sistematikle kurgulandığını tecrübe etmiş, son dönemin en nitelikli yapılarından Renzo Piano imzalı İstanbul Modern’in ve Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün Kartal’daki yeni spor salonunun inşalarında aktif görev almış Aslı Ayanlar ile kariyerini, mesleki tecrübelerini, inşaat sektörünü ve şantiyeleri konuştuk... “Mimarın şantiyede olmaması düşünülemez” diyen Ayanlar, bir yapının nasıl inşa edildiği, malzemenin sahadaki davranışı ve detayların gerçek hayatta hangi kısıtlara temas ettiği bilinmezse, tasarlanan projenin de hayal edildiği gibi sonuçlanamayabileceğini vurguluyor ve bir de uyarıda bulunuyor: “Pandemi sonrası şantiyelerde verimlilik çok düştü. Bir ‘dönüşüm’e ihtiyaç olduğunu gözlemliyoruz”...
Şantiye®: Öncelikle kendinizden bahsetseniz...
Aslı Ayanlar: “Kendinizden bahsedin” denildiğinde ağızdan çıkan ilk cümle önemlidir... İnsan bazen “Evliyim, mimarım, Beşiktaşlıyım” diye konuya girebilir ama ben kendimi “Ankaralıyım” diyerek tanıtmaya başlayayım... İlkokuldan üniversiteye kadar eğitim hayatımı ve mesleki kariyerimin ilk yıllarını Ankara’da geçirdim. Bir iş fırsatı vesilesiyle İstanbul’a taşındım. Bugün, meslek hayatımın 30. yılını geride bırakmış durumdayım. Mezun olur olmaz yüksek lisans yapmadan çalışmaya başladım ve hiç ara vermeden, her biri bana farklı katkılar sunan yerli, yabancı pek çok firmada görev aldım. Yıllar sonra bir MBA programına katıldım. Belirli bir yaştan sonra yeniden okula dönmek zorlayıcı olsa da programı başarıyla tamamladım. Hâlen Mimari ve İnşaat İşleri Direktörü olarak Eczacıbaşı Gayrimenkul Geliştirme ve Yatırım’da görevime devam ediyorum. İşten kalan zamanlarda ise sinema ve seyahat, özellikle de görmediğim yerleri keşfetmek, en çok zevk aldığım başlıca hobilerim.
Şantiye®: Neden mimarlığı seçtiniz?
Aslı Ayanlar: Kendime hep şu soruyu sorarım: “Mimarlığı seçmeseydim ne yapardım?” Açıkçası meslek hayatım ilerledikçe, “Keşke bunun da eğitimini alsaydım” dediğim alanlar oldu. Fakat her defasında iyi ki mimar olmuşum derim. Mimarlık, ilgi duyduğunuz ve kendinizi geliştirdiğiniz ölçüde içinde yer alabileceğiniz iş alanları açısından çok geniş bir disiplin. Örneğin ben, üniversite sınavında puanım tutunca, ODTÜ Mimarlık Fakültesi’ne girdim. O dönem tasarım, yaratıcılık veya mimari yeteneğime dair “küçükten belli olan” bir yönlendirmem yoktu. Mimarlık eğitiminde yan derslerin toplam ağırlığı ile mukayese kabul etmeyecek kadar baskın olan “stüdyo dersi” vardır; hayatımızın merkezi de orasıydı. Diğer bölümlerde okuyan arkadaşlarım “günlerce sınava çalıştık” derken biz bunu pek bilmezdik çünkü bizim gündemimiz projelerde kendimizi sınamak, yüzleşmek ve üretmekti. Stüdyo, yaratıcılığınızla doğrudan temas ettiğiniz, yanınızdaki arkadaşınızın hayal bile edemeyeceğiniz bir tasarım sunduğunu görüp kendi yaptığınız işi de sorguladığınız bir ortamdı... İlk dönem sonunda, jüriler bitmiş, stüdyo notları kapının arkasındaki kantin panosuna asılacak... Hiç ümitli değildim, “F bile alabilirim” diye düşünüyordum. Annem o gün beni arabayla okula bırakırken “Kötü not alırsan üzülme, çalışır seneye başka bölüme girersin” demişti. Panoya baktım, stüdyo dersi notum “D”ydi. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim; çünkü geçmek de kalmak da kendi içinde bir yüzleşmeydi. Fakat devam etmeye karar verdim. Bölümü bırakmadım, stüdyo notlarım yükseldi ve okulu 4 yılda tamamladım. O gün bugünü düşünerek karar veremezdim elbette; o kararı, başarma inadıyla verdim. Fakat içgüdüsel olarak biliyordum ki mimarlığın tasarım alanında değil, proje yönetimi ve koordinasyon tarafında çalışacaktım. İşlerimi seçtikçe gördüm ki koordinasyon, kriz yönetimi ve süreci tıkamadan ilerletebilmek benim güçlü olduğum alanlardı. Çünkü hayat, her hayal ettiğinizi birebir inşa etmekten ibaret değildir. Tasarım ne kadar değerliyse bir hayali uygulanabilir kılmak, zamanını, maliyetini ve sürecini planlamak da başka bir değerdir.
Şantiye®: İş hayatına atıldıktan sonra sizi en çok etkileyen veya keyif aldığınız projeler hangileriydi? Hem projeleri hem de edindiğiniz deneyimleri özetleyebilir misiniz?
Aslı Ayanlar: O kadar çok ki... Tepe Grubu’ndaki yıllarımda, Türkiye için o dönem oldukça yeni bir konsept olan, geniş alanda yayılan Amerikan tipi alışveriş merkezlerinin (AVM) tasarımdan işletmeye uzanan tüm süreçlerine tanık olmak çok heyecan vericiydi. Bu yeni yapı ve izleme kültürünün toplumda nasıl karşılık bulduğunu görmek de ayrı bir deneyimdi. Aynı dönemde, mahalle arasındaki tekil sinema binalarından yeni bir izleme ve seyir deneyimi sunan modern sinema salonlarına “terfi ettiğimiz” yıllarda CinemaxX’ın tasarım kriterlerine tanıklık etmek ilham vericiydi. Bir AVM içinde sinemanın nasıl konumlandığı, hangi akış ve kalite kriterlerinin gözetildiği gibi konular, bugün geriye dönüp baktığımda oldukça öğreticiydi.
Bambaşka bir ölçekte ise Marmaray’ın yer altı istasyonlarında, insan yükü hesaplarına göre mekânların nasıl boyutlandırıldığını ve tasarımların hangi sistematikle kurgulandığını tecrübe etmek çok özeldi. Japon ortaklarla çalışmak ise bana disiplin, standardizasyon ve detayların titizlikle yönetilmesinin kurum kültürü açısından ne anlama geldiğini öğretti.
İstanbul’a taşındıktan sonra, Avrupa’nın en büyük iki AVM yatırımcısına ait şirketlerde estetik kadar fonksiyon, akış ve ticari başarının bir “makine düzeni” içinde tasarım kararlarıyla nasıl doğrudan bağlantılı olduğunu deneyimledim. Bugün bana herhangi bir arsa verildiğinde, 1-2 saat içinde bir AVM’nin temel boyutlandırma senaryosunu çıkarabilecek güveni de bu yıllar verdi.
Bu yolculuğun ardından, çalışmaya Almanya’ya gitme ihtimalim varken, yaklaşık 9 yıldır içinde olmaktan memnuniyet duyduğum Eczacıbaşı Topluluğu'na katılma fırsatı buldum. Burada birçok mimarın kariyerinde bir kez bile denk gelemeyeceği çeşitlilikte projeleri hayata geçirme şansına sahip olduğum için kendimi hem şanslı hem de gururlu hissediyorum. İstanbul Modern’in proje sürecine ve Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün kadın voleybol takımı için yeni tesislerinin tasarımından başlayıp inşasına ve sonunda paydaşlarıyla birlikte kamu kullanımına açılma anlarına tanık olmak, mesleki tatmin açısından paha biçilmez deneyimlerdi.
Şantiye®: Sanırım özellikle İstanbul Modern de yer aldığınız önemli projelerden biriydi... Paydaşları ve tasarımcılarının bir kısmı yurt dışında olan, uluslararası bir müze projesindeki deneyimlerinizi biraz daha detaylı paylaşır mısınız?
Aslı Ayanlar: Eczacıbaşı’na katıldığım dönemde, henüz ofisime adım bile atmadan İstanbul Modern’in kurucusu Oya Eczacıbaşı ve ekibiyle birlikte Renzo Piano’nun Cenova’daki ofisinde düzenlenen bir toplantıya katıldım. Bir mimarın, yeni başladığı bir işte daha ilk gün, yıllardır takip ettiği ve okul döneminden hayranlıkla incelediği bir mimarın stüdyosuna gitmesi, sıradan bir deneyim değildi benim için. Renzo Piano’nun ekibi, daha önce çalıştığım yabancı mimarlık ofislerine kıyasla çok daha katılımcı, her an ulaşılabilir ve projeyi içselleştiren bir yapıya sahipti. Müze ekibimiz ise uluslararası standartlarda işleyen bir müzenin ihtiyaçlarına son derece hâkim, uzman kişilerden oluşuyordu.
Bu projede beni en çok zorlayan kısım; mimarın hayal ettiği detay seviyesini ve 3 boyutlu cephe geometrisini inşa edilebilir ve uygulanabilir hale getirecek üretici ve yapımcı ekipleri ikna süreci oldu.Tasarım çok yalındı ama yalınlık, aslında her bileşenin kusursuz görünmesini gerektirir. Cephe geometrisinin oluşturulması için yurt dışında tespit ettiğimiz ender bir kalıbın kullanımı; panellerin üretilmesi, taşınması, montajı ve yerelde inşa edilen taşıyıcı konstrüksiyonla sıfır hata toleransında buluşturulması, çok geniş bir ekosistemin koordinasyonunu şart kılıyordu. O ölçek, beni en çok etkileyen noktalardan biri oldu: Tasarım ne kadar yalınsa “detay”, “montaj” ve “üretim” koordinasyonu o kadar hatasız olmak zorundadır.
Şantiye®: Eczacıbaşı Spor Kulübü adına Kartal’daki spor salonunuzun da projelerinde aktif rol aldınız... Hem proje hakkında kısa bilgi hem de sizin gözlem ve deneyimlerinizi özetleyebilir misiniz?
Aslı Ayanlar: Topluluğa katıldığımdan beri, kulübümüz için uluslararası standartlarda inşa edilebilecek bir salonun yer arayışı içindeydik. Pek çok arsada proje çalıştık. Spor kompleksleri ve salon tasarımı tecrübesi nedeniyle bu sürecin çoğunu Kerem Yazgan ile birlikte yürüttük. Sonunda, Kartal’daki kendi arazimize -arsanın sınırlarını son santimetresine kadar kullanarak- aynı anda antrenman sahalarını, altyapı oyuncularımız için konaklama olanaklarını ve 4000 kişilik uluslararası standartta spor salonunu bir araya getiren tek bir yapı kompleksi geliştirmeyi başardık. “Başardık” derken elbette burada en büyük pay Kerem Yazgan’a aittir fakat biz de kulüp de fonksiyonların hayal ettiğimiz gibi yerleşebilmesi için yoğun mesai geçirdik. Zamanla yarışıyorduk; mekânsal tasarımın dışında mekanik ve elektrik altyapının da profesyonel şekilde kurgulanması gerekiyordu. Biraz da hepimizin saha mühendisi gibi çalıştığı bir süreç oldu. Tasarım; maliyet, süre, altyapı ve paylaşım açısından nasıl eş zamanlı bir koordinasyon ister, zorunlu bir gerçeklik ekseninde tecrübe ettik. Ulaştığımız sonuç ise, sadece bizim değil, bu yapıda buluşan her bir paydaşın da emeğinin parçasıdır. Çünkü böyle projeler; kolektif disiplin, birlikte düşünme ve öğrenme iklimi içinde ilerleyebilir.


Şantiye®: Eczacıbaşı’nda inşa edilen projelerde gözettiğiniz temel prensipler neler?
Aslı Ayanlar: Her zaman ihtiyaç olan fonksiyonun tasarım ve uygulamasında deneyimli ekiplerle çalışmayı prensip ediniyoruz. Tasarım tarafında mimar ekiplerimizi bir kalıba sokmadan, alanlarında öncü olabilecek yaklaşımları destekliyoruz. Çünkü binaların neredeyse tamamını kendimiz veya Topluluk paydaşlarımız kullanıyor. Bu yüzden inşasında olduğu kadar operasyonel ve ticari akışında da “geri dönüşler” yaratmayacak şekilde, sürdürülebilir, kaliteli, zaman baskısına rağmen içselleştirilebilecek en “güncel, doğru ve uygulanabilir” çözüm mimarisini kurguluyoruz.
Teknik altyapı bileşenlerine (mekanik, elektrik ve dijital altyapı) çok önem veriyoruz. Çözüm ortaklarımıza güveniyoruz fakat süreçleri birlikte ve yakından takip ediyor, onlarla sahada ve şantiyelerde eş zamanlı şekilde yer alıyoruz. Çünkü tasarım, uygulama ve kalite ancak kolektif disiplin içinde ulaşılabilir.
Şantiye®: Bir mimar olarak şantiyeler sizin için ne ifade ediyor?
Aslı Ayanlar: Bir mimarın şantiyede olmaması düşünülemez. Genç mühendis ve mimar meslektaşlarıma da hep bunu söylüyorum: “Bir yapının nasıl inşa edildiğini, malzemenin sahadaki davranışını ve detayların gerçek hayatta hangi kısıtlara temas ettiğini bilmezseniz, tasarladığınız proje de hayal ettiğiniz gibi sonuçlanmaz.” Ben ve ekibim zaten görevimiz gereği sahadayız. Ancak bir yönetici olarak “ofisten izleyeyim, şantiyeye gitmeyeyim” yaklaşımına hiç sahip olmadım. Herkesle birlikte sahada, şantiyelerdeyim. Çünkü görmediğiniz bir problemi dinleyerek karar vermek; gördüğünüz, dokunup anladığınız bir gerçeğe karar vermekten daha zor. Her süreç “problemli” olmak zorunda değil elbette ama bizler de zaten problem çözücü roller için varız. O yüzden ihtiyaç, bu iki alanın “şantiye gerçekliği” ile “ofis karar disiplini” arasında dengeli bir aktarım mekanizmasına sahip olmayı şart kılıyor.
Şantiye®: Yeni mezun veya mezun olacak mimar meslektaşlarınıza tavsiyeleriniz neler olur?
Aslı Ayanlar: Bu mesleğin hangi tarafında olursanız olun -proje tasarımı, uygulama, saha koordinasyonu ya da yönetim- bu iş meşakkatli bir iş. Sevmeden zorluklarına katlanmak zor. Çünkü işler zaman, maliyet ve kabiliyet baskısı altında ilerliyor. Öyle günler oluyor ki bilgisayarınızı 17.00’de kapatıp çıkamazsınız. Şantiyeye hafta sonu gitmeniz gerekir, e-posta yanıtlamanız gerekir; çünkü zincirin bir yerinde iş sizde takılırsa, diğerinin zamanında yaptığı işin de bir kıymeti olmaz. Fakat sonunda ne oluyor? O kadar yorulmuşsunuz ki... Gündüzünüz gece olmuş... Sonra bir bakmışsınız, üzerinde çalıştığınız iş inşa edilmiş; insanlar kullanmaya başlamış, mutlu olmuş ve teşekkür ediyorlar. Mesleki tatmini ise tarif edilebilir değil... Hiç unutmam; 2009’du, Erzurum’un ilk alışveriş merkezi açılıyordu. Yürüyen merdiveni daha önce hiç deneyimlememiş vatandaşlar, açılış kampanyasından marketten kiloluk zeytinyağı almışlar, eşlerden biri yukarıda biri aşağıda bekliyor, zeytinyağlarını konveyör gibi yürüyen merdivene koyarak taşıyorlardı. Bu sahne beni çok mutlu etmişti: “Bu yapıyı buraya inşa etmek, bu şehre kim bilir neler kazandıracak...” diye düşünmüştüm.



Şantiye®: Projelerde günümüzde ve geleceğin yapılarında neler önem kazanıyor? İnşaat teknolojilerinde nasıl bir değişim öngörüyorsunuz?
Aslı Ayanlar: Mies van der Rohe’nin dediği gibi, “Tanrı detaylarda saklıdır”. Planlama ve koordinasyon, bu mesleğin ABC’si olmasına rağmen hâlen tam koordine edilmiş proje süreçlerine ulaşmakta zorlanıyoruz; pek çok şeyi maalesef inşa ederken çözmek zorunda kalıyoruz. Bu bazen hız baskısından doğuyor ama unutmayalım, “Proje bir bütündür”. Sadece mimarın tasarlaması yetmez; kolon kiriş boyutundan menfez yerleşimine kadar binlerce parçanın akış, maliyet ve estetik içinde kurgulanması gerekir.
İş hayatım boyunca edindiğim en net öğreti şudur: Bir şeyin nasıl inşa edileceğini ve hangi parçanın hangi parçaya temas edeceğini bilmeden “iyi” planlanmış bir tasarım yapamazsınız.
Bunun yanında malzeme bilgisi de kritik. Hep aynı, alıştığımız ürünü kullanmayı tercih edebiliyoruz, ama yeniyi tanıma, araştırma ve farklı malzeme deneyimlerine temas etmek gerekir.Çünkü birçok teknik kısıtı yeni malzemeler “çözebilir”...
Geleceğin yapılarında ise sürdürülebilirlik, enerji verimliliği, taşınabilirlik ve modülerlik ön planda olacak. Modüler binaların ömrünü tamamlayan bileşenlerinin çok daha hızlı değişebileceğini, enerji sistemlerinin tamamen dijital olarak kişiselleştirilebileceğini ve binaların “taşınabilir, dönüştürülebilir” bir gelecek mimarisi içinde tasarlanacağını düşünüyorum. İnşa etme biçimlerimiz de bu dönüşüme uyum sağlayacak şekilde yeni teknik disiplinler geliştirecek; fakat bunun gerçek olabilmesi için proje planlama ve üretim makineleşme süreçlerine odaklanmamız gerekiyor.
Şantiye®: Hem mimarlık hem de bulunduğunuz pozisyon açısından inşaat sektöründe gözlemlediğiniz temel sorunlar ve çözüm önerileriniz neler olur?
Aslı Ayanlar: Bir sor, bin ah işit sorusu oldu... Zaman zaman meslektaşlarımızla sohbet ederiz; Özellikle işi bizzat yapanlar dahi ülkemizde ustalık ve işçilik eksikliğinden şikâyetçi. Sıvacı sıvayı, seramik ustası seramik döşemesini bilmez gibi bir ortamdayız. Pandemi sonrası şantiyelerde verimlilik çok düşük, sürekli dijital ekranlara dalınmış durumda... Tabii fiziksel güce dayanan işlerin gençler tarafından daha az tercih edilmesinin ardında, bu koşullarda kendi yaşamlarını sürdürebilecek maaşları kazanamıyor olmalarının ve 7 gün süren çalışma baskısı altında olmalarının da payı var... Bizler de saha, şantiyeler ve karar rollerinde güven, dikkat ve kalite gözetimi açısından bir “dönüşüm” ihtiyacı olduğunu gözlemliyoruz. Bu kısıtlara bugünden odaklanmazsak, ileride banyo musluğunu tamir edecek birini dahi bulamayacağımız anlara denk gelebiliriz ve bunun farkına vardığımızda çok geç olabilir.
Şantiye® Dergisi ve Dijital Platformları
Daha iyi yapılar için...
4 Şubat 2026
Türkiye'nin en ESKİ ve en çok ZİYARET EDİLEN şantiyesi: ŞANTİYE®...
İnşaata dair "KAYDADEĞER" ne varsa... 1988'den bu yana...
Şantiye®nin ürettiği, derlediği ve yayınladığı içeriklerde öncelik “KAMUSAL YARAR”dır...
Ve yayınlanan içeriğin “ÖZEL” olmasına özen gösterilir...
BASILI DERGİ + E-DERGİ + SANTİYE.COM.TR + SOSYAL MEDYA + DİJİTAL PLATFORMLAR...
İnşaat sektörünün buluşma noktası Şantiye®, “Güven”i temsil eden “Basılı bir Yayın” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla inşaat sektörünün en önemli iletişim platformlarından biri olmaya her ortamda devam ediyor... 1988'den bu yana...
Şantiye® ayrıca yapı sektörüne "Şantiye'nin Yıldızı Ödülü", "Yılın Yeşil Yapı Malzemesi / Teknolojisi Ödülü" ve "Şantiyeden Kareler Fotoğraf Yarışması" gibi farklı organizasyonlarla da katkı sunuyor.
Şantiye®nin son sayısı da dahil 1988 yılından bugüne kadar yayınlanan TÜM SAYILARINA E-Dergi olarak göz atmak için lütfen tıklayın...
Şantiye®, başta ABONELERİ olmak üzere 2020-2025 yıllarında ilan veren firmalar ABS Yapı, Akyapı, Alumil, Anadolu Motor (Honda), Alkur, Ak-İzo, Altensis, Arbiogaz, Aremas, Arfen, Artus, Assan Panel, Asteknik, Atos, Batıçim, Baumit, Bentley Systems / Seequent, Betek, Betonblock, Borusan CAT, Bosch Termoteknik, Bostik, BTM, Buderus, Bureau Veritas, Chryso, Çimsa, Çuhadaroğlu, Çukurova Isı, Deutsche Messe, Duyar Vana, DYO, Efectis ERA, Ekomaxi, Elkon, Emülzer, Eryap, Filli Boya, Fixa, Fullboard, Form Endüstri Ürünleri, Form Endüstri Tesisleri, Form MHI (Mitsubishi Heavy Industries) Klima, Garanti Leasing, GF Hakan Plastik, Gökçe Brülör, Grundfos, Hannover Fairs, Hilti, IQ Alüminyum (by Deceuninck), İNKA, İntek, İpragaz, İstanbul Teknik, İzocam, İzoser, Kalekim, Knauf, Knauf Insulation, Komatsu, Köster, Kuzu Grup, LG, Marubeni, Masdaf, Master Builders Solutions, MBI Braas, Meiller Kipper (Doğuş Otomotiv), Messe Frankfurt, Messe München/Agora Tur., Mekon, Mitsubishi Chemical, Molecor, Nalburdayim.com, NETCAD, ODE, Ökotek, Özler Kalıp, Özpor, Panasonic, PERI, Pimakina, Polyfibers, Polyfin, Prefabrik Yapı / Hekim Holding, Prometeon, Ravago, Rehau, Saint Gobain Türkiye, Samsung, Saray Alüminyum, Schüco, Selena (Tytan), Sentez Mekanik, Serge Ferrari, Shell, Siemens, Sistem İnşaat, Soudal, Sika, Şişecam, Temsa, TMS, Tekno Yapı, Türk Ytong, Tremco illbruck, Vaillant, Vekon, Viessmann, Wermut, Wielton, Wilo, Winsa, XCMG, Xylem ve ZF'nin değerli katkılarıyla hazırlanmaktadır.
ABONE OLMAK İÇİN
Bir yıllık abonelik bedelimiz olan 2.400 TL (6 Sayı, KDV Dahil)'yi TR70 0001 0008 5291 9602 1550 01 IBAN no’lu hesabımıza (Ekosistem Medya) yatırıp; ardından dekontu, açık adresinizi ve fatura bilgilerinizi (şahıs ise TC kimlik no; firma ise vergi dairesi-numarası) santiye@santiye.com.tr adresine e-posta veya 0532 516 03 29 no’lu telefona WhatsApp / SMS aracılığıyla ulaştırabilirsiniz.





