• Künye & Abonelik
  • Hakkımızda
  • Bize Ulaşın
Şantiye Dergisi
PERI
Reklam
  • Anasayfa
  • Haberler
  • Teknik
  • Röportaj
  • Ürün & Sistem
  • Proje
  • Makale
  • Rapor
Reklam

Sürdürülebilir Proje Yönetiminde Yeni Dönem: GPM-b'den CSPP'ye Geçiş ve İnşaat Sektörü için Anlamı

Sürdürülebilir Proje Yönetiminde Yeni Dönem: GPM-b'den CSPP'ye Geçiş ve İnşaat Sektörü için Anlamı

Yeni perspektifle "sürdürülebilirlik" artık yalnızca şantiye bazlı çevresel etki kontrolü olarak ele alınmıyor; aynı zamanda Yeşil Bina sertifikasyonlarına indirgenmiş bir uyum mekanizması ya da yalnızca yasal zorunlulukları karşılayan bir çevresel raporlama aracı olmaktan da çıkıyor. Sürdürülebilirlik, inşaat projelerinin tüm yaşam döngüsüne yayılan, karar alma süreçlerini doğrudan etkileyen stratejik bir yönetim alanına dönüşüyor. Bu kapsamda sürdürülebilirlik saha güvenliği ve iş gücü refahı, kullanılan malzemelerin yaşam döngüsü etkileri, karbon yoğunluğu ve emisyon yönetimi gibi çevresel performans kriterlerinin yanı sıra, projelerin şehirleşme üzerindeki uzun vadeli sosyal ve ekonomik etkilerini de kapsayan bütüncül bir çerçevede değerlendiriliyor. Böylece bir inşaat projesi yalnızca tamamlanan bir yapı değil, aynı zamanda çevresiyle sürekli etkileşim halinde olan bir "etki sistemi" olarak ele alınıyor...

Y. Mimar Aylin Kaptan / PY Akademi Kurucusu

5 Haziran 2026 itibarıyla proje yönetimi dünyasında yalnızca teknik bir güncelleme değil, aynı zamanda yaklaşım değişimini temsil eden önemli bir dönüşüm gerçekleşti. Uzun yıllardır Green Project Manager – Basic (GPM-b™) adıyla bilinen sertifika, PMI ve GPM iş birliğiyle yeniden yapılandırılarak Certified Sustainable Project Professional (CSPP™) adını aldı.

Bu değişim, özellikle inşaat sektörü açısından da kritik bir kırılma noktasıdır. Çünkü inşaat, sürdürülebilirlik etkisinin en görünür, en ölçülebilir ve aynı zamanda en yüksek riskli olduğu sektörlerden biridir. Malzeme seçiminden şantiye yönetimine, tedarik zincirinden kullanım ömrü sonrasına kadar uzanan geniş bir etki alanı, bu sektörü sürdürülebilirlik dönüşümünün merkezine yerleştirir.

Yeni CSPP™ yaklaşımı, inşaat sektörünü yalnızca “bina ve altyapı üreten bir endüstri” olarak değil, aynı zamanda yaşam döngüsü boyunca çevresel, sosyal ve ekonomik etki üreten bir sistem olarak yeniden tanımlar. Bu bakış açısı, proje başarısını geleneksel üçlü olan zaman–bütçe–kapsam ekseninden çıkararak, etki ve sürdürülebilirlik boyutuyla birlikte ele alınmasını zorunlu hale getirir.

Bu nedenle CSPP™ yalnızca bir sertifikasyon değişimi değil, inşaat sektöründe proje yönetiminin nasıl tanımlandığını yeniden şekillendiren stratejik bir dönüşümdür.

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Bir İsim Değişikliğinden Daha Fazlası
Profesyonel sertifikalarda yapılan isim değişiklikleri çoğu zaman kurumsal iletişim veya marka konumlandırma güncellemesi olarak değerlendirilir. Ancak GPM-b™’den CSPP™’ye geçiş, özellikle inşaat projeleri bağlamında çok daha derin ve yapısal bir anlam taşımaktadır. Bu dönüşüm, yalnızca kullanılan terminolojiyi değil, proje yönetiminin temel başarı tanımını da yeniden çerçevelemektedir.

İnşaat sektörü uzun yıllardır başarıyı üç temel kriter üzerinden ölçmektedir: maliyet, süre ve kalite. Bu üçlü yapı, proje yönetimi disiplininin omurgasını oluşturmuş olsa da, günümüzün karmaşık şehirleşme dinamikleri, iklim krizi ve kaynak baskısı bu çerçevenin artık tek başına yeterli olmadığını açıkça göstermektedir. CSPP™ yaklaşımı tam da bu noktada devreye girerek denkleme dördüncü ve belirleyici bir boyut ekler: etki (impact).

Bu yeni perspektifle birlikte sürdürülebilirlik, artık yalnızca şantiye bazlı çevresel etki kontrolü olarak ele alınmaz. Aynı zamanda yeşil bina sertifikasyonlarına (LEED, BREEAM vb.) indirgenmiş bir uyum mekanizması ya da yalnızca yasal zorunlulukları karşılayan bir çevresel raporlama aracı olmaktan da çıkar. Sürdürülebilirlik, inşaat projelerinin tüm yaşam döngüsüne yayılan, karar alma süreçlerini doğrudan etkileyen stratejik bir yönetim alanına dönüşür.

Bu kapsamda sürdürülebilirlik; saha güvenliği ve iş gücü refahı, kullanılan malzemelerin yaşam döngüsü etkileri, karbon yoğunluğu ve emisyon yönetimi gibi çevresel performans kriterlerinin yanı sıra, projelerin şehirleşme üzerindeki uzun vadeli sosyal ve ekonomik etkilerini de kapsayan bütüncül bir çerçevede değerlendirilir. Böylece bir inşaat projesi yalnızca tamamlanan bir yapı değil, aynı zamanda çevresiyle sürekli etkileşim halinde olan bir etki sistemi olarak ele alınır.

Resim Başlığı


Resim Başlığı

CSPP™ Yaklaşımının Temel Dayanakları
Yeni sertifikasyon yapısı, inşaat sektörünün doğasıyla doğrudan örtüşen ve projelerin yaşam döngüsünü bütünsel olarak değerlendiren üç temel yaklaşım üzerine inşa edilmiştir. Bu yapı, sürdürülebilirliği teorik bir çerçeve olmaktan çıkararak sahada uygulanabilir, ölçülebilir ve karar alma süreçlerine entegre edilebilir bir yönetim modeline dönüştürmeyi hedefler.

1. P5™ Standardı
P5 modeli, sürdürülebilirliği beş boyutta ele alan kapsamlı bir değerlendirme çerçevesi sunar: People (İnsan), Planet (Gezegen), Prosperity (Refah), Process (Süreç) ve Product (Ürün). Bu yaklaşım, projelerin yalnızca teknik çıktılarıyla değil, aynı zamanda insan, çevre ve ekonomi üzerindeki çok katmanlı etkileriyle birlikte değerlendirilmesini sağlar.

İnşaat sektörü açısından bu model özellikle güçlü ve dönüştürücü bir karşılık bulur. Çünkü bir altyapı veya yapı projesi yalnızca fiziksel bir varlık üretmekle sınırlı değildir; aynı zamanda geniş ölçekli sosyal, çevresel ve ekonomik sonuçlar doğurur. Örneğin bir otoyol, köprü veya kentsel dönüşüm projesi sadece tamamlanan bir yapı değil; aynı zamanda işçi sağlığı ve güvenliği performansını, yerel istihdam ve ekonomik hareketliliği, kullanılan çimento, çelik ve enerji kaynaklarının çevresel ayak izini ve inşaat sürecinin şehir yaşamı üzerindeki günlük etkilerini de beraberinde üretir.

Bu nedenle CSPP™ yaklaşımı, inşaat projelerini yalnızca “teslim edilen fiziksel varlıklar” olarak değil, proje fikrinden kullanım ömrünün sonuna kadar uzanan süre boyunca sürekli etki üreten dinamik sistemler olarak ele alır. Bu bakış açısı, proje yönetimini statik bir teslim sürecinden çıkararak, yaşam döngüsü boyunca değer ve etki yönetimi yapan stratejik bir disipline dönüştürür.

Resim Başlığı

2. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SDG’ler)
İnşaat sektörü, doğası gereği Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SDG’ler) ile en yoğun kesişim alanına sahip sektörlerden biridir. Şehirleşmenin hızlanması, kaynak tüketiminin artması ve altyapı ihtiyacının büyümesi, inşaat projelerini yalnızca ekonomik değil aynı zamanda küresel sürdürülebilirlik hedefleri açısından da kritik bir konuma taşımaktadır. Özellikle SDG 11 (Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar), SDG 12 (Sorumlu Üretim ve Tüketim) ve SDG 13 (İklim Eylemi) bu sektörün doğrudan etki alanında yer alır.

CSPP™ çerçevesi, bu hedefleri proje yönetimi süreçlerine sonradan eklenen bir raporlama unsuru olarak değil, doğrudan planlama, tasarım ve uygulama aşamalarının merkezine entegre eder. Böylece sürdürülebilirlik, proje yaşam döngüsünün ayrı bir çıktısı olmaktan çıkar ve karar alma mekanizmasının temel belirleyicisi haline gelir.

Bu yaklaşım, inşaat projelerinde önemli bir paradigma değişimi yaratır. Artık bir bina yalnızca fiziksel bir yapı olarak değil, bulunduğu şehir ekosisteminin aktif ve sürekli etkileşim halinde olan bir parçası olarak değerlendirilir. Benzer şekilde tedarik zinciri de yalnızca maliyet ve lojistik optimizasyonunun konusu olmaktan çıkar; karbon yoğunluğu, emisyon etkisi ve kaynak verimliliği açısından yönetilmesi gereken stratejik bir sistem haline gelir. Aynı zamanda proje başarısı da yalnızca zamanında teslim kriteriyle sınırlı kalmaz; yapının tüm yaşam döngüsü boyunca oluşturduğu çevresel ve sosyal performans da başarının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir.

Bu nedenle proje başarısı CSPP™ perspektifinde yeniden tanımlanır: “Zamanında teslim edilen ve düşük karbon ayak iziyle birlikte toplumsal değer üreten proje.”

Resim Başlığı

3. Sistemik Etki Yaklaşımı
İnşaat projeleri, doğası gereği tekil çıktılar üreten bağımsız faaliyetler değil; aksine çok katmanlı sistemler içinde çalışan ve bu sistemleri doğrudan etkileyen dinamik yapılardır. Özellikle altyapı projeleri, yalnızca fiziksel bir yapı üretmekle kalmaz; aynı zamanda bulundukları bölgenin ekonomik, sosyal ve çevresel dengesini uzun vadeli olarak yeniden şekillendirir. Trafik akışının yeniden düzenlenmesi, enerji tüketim desenlerinin değişmesi, bölgesel ekonomik hareketliliğin artması ve hatta göç ile şehirleşme eğilimlerinin yön değiştirmesi bu etkinin en belirgin örnekleri arasında yer alır.

CSPP™ yaklaşımı bu nedenle projeleri izole iş paketleri olarak değil, birbirine bağlı sistemlerin içinde yer alan kritik “düğüm noktaları” olarak değerlendirir. Bu bakış açısı, her projenin yalnızca kendi sınırları içinde değil, bağlı olduğu tüm ekosistem üzerinde yarattığı zincirleme etkiler üzerinden ele alınmasını zorunlu kılar.

Örneğin bir metro hattı projesi, CSPP™ perspektifinde yalnızca bir ulaşım altyapısı yatırımı değildir. İnşaat sürecinde ortaya çıkan karbon emisyonları çevresel etki hesabının bir parçası olarak değerlendirilirken, proje tamamlandığında özel araç kullanımını azaltarak ulaşım kaynaklı emisyonların düşmesine katkı sağlar. Aynı zamanda metro güzergâhı boyunca yer alan bölgelerde gayrimenkul değerlerinin değişmesine, yeni ekonomik merkezlerin oluşmasına ve şehir içi hareketlilik desenlerinin yeniden şekillenmesine neden olur. Bununla birlikte, uzun vadede kentsel planlama kararlarını etkileyerek şehrin büyüme yönünü dahi belirleyebilir.

Bu çok katmanlı ve zaman içinde genişleyen etki alanı, CSPP™ yaklaşımında proje yöneticisinin sorumluluk tanımını da önemli ölçüde genişletir. Proje yöneticisi artık yalnızca teslimat, bütçe ve zaman yönetiminden sorumlu bir uygulayıcı değil; aynı zamanda projelerin oluşturduğu sistemik etkileri öngören, yöneten ve optimize eden stratejik bir aktör olarak konumlanır.

Sürdürülebilirlikte Güven ve Yetkinlik Boşluğu
PMI araştırmaları, inşaat sektörü dahil olmak üzere birçok endüstride sürdürülebilirlik alanında belirgin bir “güven ve yetkinlik boşluğu” bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu boşluk, stratejik düzeyde belirlenen sürdürülebilirlik hedefleri ile bu hedeflerin sahada uygulanabilme kapasitesi arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanır. İnşaat sektörü özelinde bu durum daha da belirgindir; çünkü sektör hem yüksek operasyonel baskı hem de çok paydaşlı ve karmaşık bir uygulama ortamına sahiptir.

Genel olarak üst yönetim kademesi sürdürülebilirliği kurumsal stratejinin temel unsurlarından biri olarak kabul ederken, saha ekipleri çoğu zaman bu hedefleri uygulamaya dönüştürmekte zorlanmaktadır. Bu kopukluk, teorik hedeflerle pratik uygulama arasında yapısal bir mesafe yaratır.

Sahada bunun somut sonuçları oldukça nettir. Sürdürülebilirlik raporları hazırlanmasına rağmen şantiye operasyonlarına yeterince entegre edilemeyebilir; yeşil bina veya düşük karbon hedefleri proje planlarında yer alsa da maliyet ve zaman baskısı nedeniyle uygulama önceliğini kaybedebilir; ESG kriterleri kurumsal strateji dokümanlarında güçlü bir şekilde tanımlanmasına rağmen satın alma ve tedarik süreçlerine sistematik olarak yansıtılamayabilir.

CSPP™ yaklaşımı tam da bu yapısal kopukluğu gidermeyi hedefler. Bu yeni çerçeve, sürdürülebilirliği yalnızca raporlama veya strateji seviyesinde değil, doğrudan operasyonel karar mekanizmalarının içine entegre eder. Böylece sürdürülebilirlik; şantiye planlamasının ayrılmaz bir parçası haline gelir, satın alma süreçlerinde kriter seti olarak uygulanır, mühendislik tasarım kararlarını yönlendirir ve risk yönetimi sistemlerinin temel parametrelerinden biri olarak konumlanır.

Bu entegrasyon sayesinde sürdürülebilirlik, ayrı bir uzmanlık alanı olmaktan çıkarak inşaat proje yönetiminin günlük ve doğal bir bileşeni haline gelir.

Resim Başlığı

Sertifika Geçişi: Süreklilik ve Erişilebilirlik
GPM-b™den CSPP™ye geçiş sürecinde en önemli ilkelerden biri sürekliliğin korunmasıdır. Bu dönüşüm, mevcut bilgi birikimini geçersiz kılan bir kopuş modeli yerine, mevcut yetkinlikleri yeni çerçeveye entegre eden evrimsel bir yaklaşım üzerine kuruludur. Bu sayede profesyoneller için hem mesleki süreklilik hem de öğrenme yolculuğunda istikrar sağlanmaktadır.

Geçerli GPM-b™ sertifikasına sahip olan profesyoneller için geçiş süreci oldukça erişilebilir bir şekilde tasarlanmıştır. Bu kapsamda yeniden sınava girme zorunluluğu bulunmamakta ve geçiş süreci herhangi bir ek maliyet oluşturmadan, doğrudan ve ücretsiz şekilde gerçekleştirilmektedir.

Bu yaklaşım, özellikle inşaat sektörü gibi yüksek tempolu, proje bazlı ve sahaya dayalı çalışan profesyoneller için büyük önem taşımaktadır. Şantiye ortamlarının yoğun iş yükü, sıkı zaman planlamaları ve operasyonel baskıları göz önüne alındığında, sertifikasyon geçişinin ek bir yük oluşturmadan yönetilmesi kritik bir kolaylaştırıcı unsur haline gelmektedir.

Bu dönüşüm aynı zamanda iki temel mesajı da açık biçimde ortaya koyar. Birincisi, mevcut bilgi ve deneyim değersizleştirilmemektedir; aksine yeni sistem içinde tanınmakta ve korunmaktadır. İkincisi ise yeni standartların, geçmişi reddeden bir yaklaşım yerine onun üzerine inşa edilen gelişimsel bir yapı sunduğudur. Bu da sektörde hem güveni hem de adaptasyon hızını artıran önemli bir denge unsurudur.

Proje Yöneticisinin Yeni Rolü
İnşaat projelerinde proje yöneticisinin rolü uzun yıllar boyunca büyük ölçüde operasyonel bir çerçevede tanımlanmıştır. Geleneksel yaklaşımda proje yöneticisi; iş programını hazırlayan, maliyet kontrolünü yürüten ve taşeronlar arasındaki koordinasyonu sağlayan merkezi bir yönetim figürü olarak konumlanmıştır. Bu yapı, özellikle standartlaştırılmış proje teslim modellerinde yeterli bir çerçeve sunsa da, günümüzün karmaşık sürdürülebilirlik ve etki gereklilikleri karşısında giderek yetersiz kalmaktadır.

CSPP™ yaklaşımı ile birlikte bu rol önemli ölçüde genişler ve yeniden tanımlanır. Proje yöneticisi artık yalnızca proje teslimatını yöneten bir uygulayıcı değil, aynı zamanda projenin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini bütüncül biçimde yöneten stratejik bir lider haline gelir. Bu yeni rolde karbon emisyonlarının yönetimi ve çevresel etki optimizasyonu, proje başarısının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilir. Aynı şekilde iş güvenliği uygulamaları ve sosyal etkiler yalnızca uyum gerekliliği değil, projenin toplam değer üretiminin temel bileşenleri olarak ele alınır.

Bununla birlikte proje yöneticisinin sorumluluk alanı tedarik zinciri yönetimini de kapsayacak şekilde genişler. Malzeme seçimlerinden lojistik süreçlere kadar tüm zincirin sürdürülebilirlik kriterlerine uygunluğu değerlendirilir ve optimize edilir. Ayrıca varlık yaşam döngüsü perspektifi devreye girerek, yalnızca inşaat sürecinin değil, tamamlanan yapının uzun vadeli performansı da tasarım aşamasından itibaren yönetilen bir unsur haline gelir.

Bu genişleyen rol özellikle büyük ölçekli altyapı projelerinde çok daha kritik bir önem kazanır. Otoyollar, metro hatları, havaalanları ve kentsel dönüşüm projeleri gibi yüksek etkili yatırımlar, yalnızca fiziksel yapılar üretmez; aynı zamanda şehirlerin ekonomik, sosyal ve çevresel yapısını uzun vadeli olarak yeniden şekillendirir. Bu nedenle proje yöneticisi, artık yalnızca bir inşaat sürecini yöneten kişi değil, şehirlerin geleceğini etkileyen stratejik bir karar verici konumuna yükselir.

Bu dönüşüm, inşaat sektöründe proje yönetimini operasyonel bir fonksiyondan çıkararak, etki odaklı stratejik bir liderlik alanına taşımaktadır.

Resim Başlığı

Kurumsal Dönüşüm için Bir Uyarı Sinyali
CSPP™ dönüşümü yalnızca bireysel proje profesyonellerinin yetkinlik çerçevesini güncelleyen bir gelişme değildir; aynı zamanda inşaat şirketleri, yükleniciler ve kamu kurumları için kurumsal düzeyde stratejik bir dönüşüm sinyali niteliği taşır. Bu yeni yaklaşım, proje yönetimini bireysel becerilerden çıkararak kurumsal sistemlerin nasıl tasarlandığı ve yönetildiği sorusunu merkeze yerleştirir.

Bu bağlamda kurumların kendilerine sorması gereken üç temel soru öne çıkmaktadır. İlk olarak, yürütülen projelerin gerçekten düşük karbon hedefleri ve sürdürülebilirlik stratejileriyle ne ölçüde entegre olduğu sorgulanmalıdır. İkinci olarak, şantiye ekiplerinin ve operasyonel yapıların sürdürülebilirlik kararlarını sahada uygulayabilecek bilgi, yetkinlik ve araçlara sahip olup olmadığı değerlendirilmelidir. Üçüncü olarak ise proje başarı tanımının yalnızca teslimat odaklı mı olduğu, yoksa yaşam döngüsü boyunca yaratılan çevresel, sosyal ve ekonomik etkinin de bu tanımın bir parçası haline gelip gelmediği yeniden düşünülmelidir.

Bu sorular, inşaat sektöründe yalnızca teorik bir tartışma alanı oluşturmaz; aynı zamanda gelecekteki rekabet koşullarını doğrudan şekillendirir. Çünkü sürdürülebilirlik kriterlerinin ihale süreçlerine daha fazla entegre olması, yatırım kararlarında çevresel ve sosyal performansın belirleyici hale gelmesi ve kurumsal itibarda ESG uyumunun giderek daha kritik bir rol üstlenmesi, bu dönüşümün pratik sonuçları arasında yer alacaktır. Bu nedenle CSPP™ yaklaşımı, kurumlar için yalnızca bir yetkinlik güncellemesi değil, aynı zamanda stratejik bir adaptasyon zorunluluğu olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç: İnşaatta Yeni Başarı Tanımı
GPM-b™den CSPP™ye geçiş, yalnızca bir sertifika güncellemesi ya da kurumsal isim değişikliği olarak değerlendirilemez. İnşaat sektörü açısından bu dönüşüm, proje başarısının ne anlama geldiğine dair temel varsayımların yeniden tanımlanmasını ifade eder. Başka bir deyişle, sektörün uzun yıllardır üzerinde uzlaştığı “başarı ölçütleri” artık daha geniş ve çok boyutlu bir çerçeveye taşınmaktadır.

Geleneksel yaklaşımda bir inşaat projesinin başarılı sayılabilmesi için temel olarak iki ana kriter öne çıkmıştır: zamanında teslim edilmesi ve bütçe sınırları içinde tamamlanması. Bu çerçeve, proje yönetimi disiplininin operasyonel verimlilik odaklı gelişimini desteklemiş olsa da, günümüzün sürdürülebilirlik, iklim krizi ve şehirleşme baskıları karşısında artık tek başına yeterli bir başarı tanımı sunmamaktadır.

CSPP™ yaklaşımıyla birlikte başarı tanımı önemli ölçüde genişler. Artık bir projenin değerlendirilmesinde yalnızca teslimat performansı değil, aynı zamanda çevresel etkisi, sosyal katkısı, ekonomik sürdürülebilirliği ve tüm yaşam döngüsü boyunca ortaya koyduğu performans da kritik ölçütler haline gelir. Bu, bir yapının yalnızca inşa edildiği an değil, kullanım süresi boyunca ve hatta kullanım sonrası etkileriyle birlikte ele alınmasını gerektiren bütüncül bir bakış açısını zorunlu kılar.

Bu yeni dönemde proje yöneticilerinin karşı karşıya olduğu temel soru da kaçınılmaz olarak değişir. Artık mesele yalnızca bir yapıyı zamanında ve bütçesinde tamamlamak değildir. Asıl soru, inşaat faaliyetlerinin daha geniş bir perspektifte nasıl bir etki yarattığıdır: "Sadece binalar mı inşa ediyoruz, yoksa geleceğin şehirlerini ve yaşam biçimlerini mi şekillendiriyoruz?"


Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Resim Başlığı

Şantiye® Dergisi ve Dijital Platformları
Daha iyi yapılar için...
11 Haziran 2026


Türkiye'nin en ESKİ ve en çok ZİYARET EDİLEN şantiyesi: ŞANTİYE®...  
İnşaata dair "KAYDADEĞER" ne varsa... 1988'den bu yana...

Şantiye®nin ürettiği, derlediği ve yayınladığı içeriklerde öncelik “KAMUSAL YARAR”dır... 
Ve yayınlanan içeriğin “ÖZEL” olmasına özen gösterilir...

BASILI DERGİ + E-DERGİ + SANTİYE.COM.TR + SOSYAL MEDYA + DİJİTAL PLATFORMLAR... 

İnşaat sektörünün buluşma noktası Şantiye®, “Güven”i temsil eden “Basılı bir Yayın” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla inşaat sektörünün en önemli iletişim platformlarından biri olmaya her ortamda devam ediyor... 1988'den bu yana...

Şantiye® ayrıca yapı sektörüne "Şantiye'nin Yıldızı Ödülü", "Yılın Yeşil Yapı Malzemesi / Teknolojisi Ödülü" ve "Şantiyeden Kareler Fotoğraf Yarışması" gibi farklı organizasyonlarla da katkı sunuyor. 

Şantiye®nin son sayısı da dahil 1988 yılından bugüne kadar yayınlanan TÜM SAYILARINA E-Dergi olarak göz atmak için lütfen tıklayın... 

Şantiye®, başta ABONELERİ olmak üzere 2020-2026 yıllarında ilan veren firmalar ABS Yapı, Akyapı, Alumil, Anadolu Motor (Honda), Alkur, Ak-İzo, Altensis, Arbiogaz, Aremas, Arfen, Artus, Assan Panel, Asteknik, Atos, Batıçim, Baumit, Bentley Systems / Seequent, Betek, Betonblock, Bonus Yalıtım, Borusan CAT, Bosch Termoteknik, Bostik, BTM, Buderus, Bureau Veritas, Chryso, Çimsa, Çuhadaroğlu, Çukurova Isı, Deutsche Messe, Duyar Vana, DYO, Egepen Deceuninck, Efectis ERA, Ekomaxi, Elkon, Emülzer, Eryap, Filli Boya, Fixa, Fullboard, Form Endüstri Ürünleri, Form Endüstri Tesisleri, Form MHI (Mitsubishi Heavy Industries) Klima, Garanti Leasing, GF Hakan Plastik, Gökçe Brülör, Grundfos, Hannover Fairs, Hilti, IQ Alüminyum (by Deceuninck), İNKA, İntek, İpragaz, İstanbul Teknik, İzocam, İzoser, Kalekim, Knauf, Knauf Insulation, Komatsu, Köster, Kuzu Grup, LG, Marubeni, Masdaf, Master Builders Solutions, MBI Braas, Meiller Kipper (Doğuş Otomotiv), Messe Frankfurt, Messe München/Agora Tur., Mekon, Mitsubishi Chemical, Molecor, Nalburdayim.com, NETCAD, ODE, Ökotek, Özler Kalıp, Özpor, Panasonic, PERI, Pimakina, Pimapen, Polyfibers, Polyfin, Prefabrik Yapı / Hekim Yapı, Prometeon, Ravago, Rehau, Saint Gobain Türkiye, Samsung, Saray Alüminyum, Schüco, Scania, Selena (Tytan), Sentez Mekanik, Serge Ferrari, Shell, Siemens, Sistem İnşaat, Soudal, Sika, Şişecam, Temsa, TK Asansör, TMS, Tekno Yapı, Türk Ytong, Tremco illbruck, Vaillant, Vekon, Viessmann, Vorne, Wermut, Wielton, Wilo, Winsa, XCMG, Xylem ve ZF'nin değerli katkılarıyla hazırlanmaktadır.

ABONE OLMAK İÇİN
Bir yıllık abonelik bedelimiz olan 2.400 TL (6 Sayı, KDV Dahil)'yi TR70 0001 0008 5291 9602 1550 01 IBAN no’lu hesabımıza (Ekosistem Medya) yatırıp; ardından dekontu, açık adresinizi ve fatura bilgilerinizi (şahıs ise TC kimlik no; firma ise vergi dairesi-numarası) santiye@santiye.com.tr adresine e-posta veya 0532 516 03 29 no’lu telefona WhatsApp / SMS aracılığıyla ulaştırabilirsiniz. 

E Dergi
E Dergi
E Dergi
  • AJANDA
  • 10 Soruda Su Yalıtımı ve Deprem Güvenliği

    16 Haziran 2026 / 09.30

  • 10 Soruda “Binaların Duman Tahliye Sistemlerinde CFD Analiz Uygulamaları”

    11 Mayıs 2026 / 10.30

  • 10 Soruda Bir Çatı Danışmanının Katkıları

    17 Nisan 2026 / 11.00

  • 10 Soruda Savaşın Ortasında, Ortadoğu’daki Şantiyeler

    28 Mart 2026 / 10.00

  • 10 Soruda Sürdürülebilir Cephelerde Ahşap

    13 Mart 2026 / 11.00

BÜLTENİMİZE KAYIT OLUN

Şantiye Dergisi

HAKKIMIZDA

İNŞAAT sektörünün buluşma noktası ŞANTİYE®, “GÜVEN”i temsil eden “BASILI BİR YAYIN” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla yapı sektörünün en önemli iletişim platformlarından ve veri kaynaklarından biri olmaya DİJİTAL ORTAMLARDA DA devam ediyor... 1988'den bu yana basılı yayıncılıkta olduğu gibi...

KURUMSAL

  • Hakkımızda
  • Künye & Abonelik
  • Kişisel Veriler Aydınlatma Metni

KATEGORİLER

  • Haberler
  • Teknik
  • Röportaj
  • Ürün & Sistem
  • Proje
  • Makale
  • Rapor
  • Güncel
  • Ajanda

© 2024 santiye.com.tr - Tüm hakları saklıdır.

  • Anasayfa
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım Koşulları
  • İletişim
  • Kişisel Veriler Aydınlatma Metni