"Tarihi miras" ile "enerji dönüşümü" arasında kaçınılmaz bir savaş yoktur. Asıl sorun, bu ikisinin hâlâ birbirine rakip kavramlar gibi düşünülmesindedir. Bu sahte ikilem ne kadar erken terk edilirse hem iklim hedeflerine o kadar kolay yaklaşılır hem de miras yapıları gerçekten yaşatılmış olur...
Doç. Dr. Duygu Erten
İklim krizi artık bizi yeni bina yapımından çok, mevcut bina stoğunun nasıl dönüştürüleceği sorusuyla karşı karşıya bırakıyor. Çünkü bina sektörü küresel enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ından ve yıllık sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 30’undan sorumlu. Buna rağmen konu tarihi yapılara geldiğinde, teknik tartışma çoğu zaman ideolojik bir çıkmaza sürükleniyor. Enerji verimliliği mimari miras için bir tehdit gibi görülüyor; koruma ise değişime kapalı bir refleks olarak uygulanıyor. Oysa son yıllarda ortaya çıkan araştırmalar, bu ikiliğin giderek daha savunulamaz hale geldiğini gösteriyor. Leicester’daki bir vaka çalışması da bu yanlış karşıtlığı çok net biçimde sorguluyor.
Leicester’daki vaka neden önemli?
Türkiye’de mimarlık eğitimi alan ve kariyerine orada başlayan, ardından İngiltere’ye yerleşerek De Montfort Üniversitesi’nden mezun olan ve bugün retrofit tasarımcısı olarak çalışan Yasemin Erol Sevim’in ortak yazarlı, Sustainability Dergisi’nde yayımlanan araştırması, Leicester kentindeki 1865 tarihli eski bir Su İşleri Şirketi binasına odaklanıyor.
Yapı yıllar içinde farklı işlevler üstlenmiş; en son bar olarak kullanılmış, pandemi sonrası ise uzunca bir süre boş kalmış. Koruma alanı içinde yer aldığı için dış cepheye müdahale son derece sınırlı. Bu nedenle bina, enerji dönüşümü ile koruma ilkelerinin en sert biçimde karşı karşıya geldiği örneklerden biri sayılabilir. Araştırmanın önemi de burada yatıyor: en zor görünen yapılarda bile dikkatli, ölçülü ve akılcı müdahalelerle ciddi performans iyileşmeleri elde edilebileceğini ortaya koyuyor.
Bu çalışma yalnızca akademik bir makale olarak kalmamış; İspanya’daki 11. Dünya Sürdürülebilirlik Konferansı’nda sunulmuş, yakın zamanda De Montfort Üniversitesi’nin düzenlediği konferansta paylaşılmış ve İngiltere-İspanya-Türkiye ekseninde uluslararası görünürlük kazanmış. Bu da onu sadece yerel bir proje değil, daha geniş bir profesyonel tartışmanın parçası haline getiriyor.

Gösterişli değil, zekice bir retrofit yaklaşımı
Projeyi güçlü kılan şey, büyük ve kaba müdahaleler değil; hassas ve stratejik seçimler. Çalışmada tarihi dış cepheye dokunmadan içten yalıtım öneriliyor. Ahşap pencere çerçeveleri korunuyor, fakat tek cam yerine slim çift cam kullanılıyor. Gaz kazanı yerine toprak kaynaklı ısı pompası değerlendiriliyor. Aydınlatma LED ve otomatik kontrol sistemleriyle yeniden ele alınıyor. Fotovoltaik paneller ise sokak siluetini bozmayacak biçimde çatının arka bölümüne yerleştiriliyor. Başka bir deyişle bina, “yenilenmek” için kimliğinden soyulmuyor; tam tersine, tarihi karakter korunarak daha düşük karbonlu ve daha verimli hale getiriliyor.
Rakamların söylediği şey çok açık
Araştırma, önerilen müdahalelerle yıllık CO2 emisyonlarının yaklaşık 20.493,51 kg’dan 1274,76 kg’a düşürülebileceğini; elektrik kullanımının yüzde 100, doğal gaz tüketiminin ise yüzde 88,2 oranında azaltılabileceğini gösteriyor. Dış duvar ve çatı performansındaki iyileşmeler de aynı ölçüde dikkat çekici. Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta şu: bu sonuçlar, tarihi dış cepheye doğrudan müdahale edilmeden elde ediliyor. Dolayısıyla mesele, “tarihi yapı enerji açısından iyileştirilemez” iddiasının teknik olarak ne kadar zayıf olduğunu görmekten ibaret değil; aynı zamanda koruma ile iklim eylemi arasında kurulan eski zihinsel ayrımın da sorgulanmasıdır.
Yasemin Erol Sevim bu yaklaşımı çok iyi özetliyor: “Tarihi bir binanın dış cephesine hiç dokunmadan yüzde doksan beş oranında CO2 azaltımı sağlamak, uzun süredir sürdürülen ‘ya koruma ya verimlilik’ tartışmasının aslında yanlış kurulmuş bir ikilem olduğunu açıkça ortaya koyuyor.”
Bu cümle, projenin yalnızca teknik değil, kavramsal önemini de anlatıyor.
Asıl engel teknoloji değil
Belki de çalışmanın en değerli tarafı, sorunun yalnızca bina fiziği meselesi olmadığını göstermesi. Makalede yer alan görüşmeler, ev sahiplerinin ve kullanıcıların mevcut düzenlemeler, hibeler ve uygulanabilir enerji çözümleri konusunda ciddi bilgi eksikliği yaşadığını ortaya koyuyor. Benzer biçimde, mimarlar da yerel planlama makamları arasındaki tutarsızlıklardan, uzun ve belirsiz onay süreçlerinden şikâyet ediyor. Yani bugün tarihi yapılarda enerji dönüşümünün önündeki temel engel teknoloji eksikliği değil; yönetişim, eğitim ve kurumsal kapasite sorunu. Çözümler mevcut, fakat bu çözümleri doğru sırayla, doğru uzmanlıkla ve doğru karar mekanizmalarıyla uygulayacak sistem yeterince gelişmiş değil.
Türkiye için neden önemli?
Bu vaka Türkiye açısından da son derece öğretici. Çünkü Türkiye’de çok sayıda tescilli ve tarihi yapı bulunuyor; Osmanlı dönemi yapılarından erken Cumhuriyet mirasına kadar uzanan geniş bir portföy söz konusu. Buna karşılık tarihi yapılarda enerji verimliliğini koruma ilkeleriyle birlikte ve ölçülebilir biçimde ele alan Türkçe teknik literatür hâlâ sınırlı. Oysa 2053 net sıfır hedefi sadece yeni binaları değil, mevcut yapı stokunu da dönüştürmeyi gerektiriyor. Leicester çalışmasının değeri tam burada ortaya çıkıyor: bize hazır bir reçete vermekten çok, Türkiye’ye uyarlanabilecek bir düşünme ve müdahale çerçevesi sunuyor.
Yeni koruma anlayışı nasıl olmalı?
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, tarihi binaları enerji dönüşümünden muaf tutan eski refleksleri sürdürmek değil; koruma kavramını iklim çağının gerçekleriyle yeniden düşünmek. Koruma yalnızca cephenin görünüşünü muhafaza etmek değildir. Koruma, yapının yaşamını uzatmak, kullanım kalitesini artırmak, karbon emisyonlarını düşürmek ve onu geleceğe gerçekten taşıyabilmek demektir. Leicester projesi bize çok net bir şey söylüyor: “tarihi miras ile enerji dönüşümü arasında kaçınılmaz bir savaş yoktur. Asıl sorun, bu ikisini hâlâ birbirine rakip kavramlar gibi düşünmemizdir. Bu sahte ikilemi ne kadar erken terk edersek, hem iklim hedeflerine o kadar yaklaşırız hem de miras yapılarımızı gerçekten yaşatmış oluruz”.


Referanslar
- Sevim, Y. E., Taki, A. and Abuzeinab, A. (2025) “Examining Energy Efficiency and Retrofit in Historic Buildings in the UK, Sustainability, 17(7), 3002.
Araştırmacı Yasemin Erol Sevim Hakkında
Yasemin Erol Sevim, Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunu. Türkiye’de mesleki deneyiminin ardından İngiltere’ye yerleşmiş ve De Montfort Üniversitesi’nde Mimarlık ve Sürdürülebilirlik alanında yüksek lisansını tamamlamış. Retrofit tasarımcısı olarak çalışmalarını sürdüren Sevim, bu araştırmayı 11. Dünya Sürdürülebilirlik Konferansı (İspanya)’nda ve De Montfort Üniversitesi konferansında poster sunumu olarak paylaşmış; söz konusu konferansta oturum moderatörlüğü görevini de üstlenmiş.
Şantiye® Dergisi ve Dijital Platformları
Daha iyi yapılar için...
8 Haziran 2026
Türkiye'nin en ESKİ ve en çok ZİYARET EDİLEN şantiyesi: ŞANTİYE®...
İnşaata dair "KAYDADEĞER" ne varsa... 1988'den bu yana...
Şantiye®nin ürettiği, derlediği ve yayınladığı içeriklerde öncelik “KAMUSAL YARAR”dır...
Ve yayınlanan içeriğin “ÖZEL” olmasına özen gösterilir...
BASILI DERGİ + E-DERGİ + SANTİYE.COM.TR + SOSYAL MEDYA + DİJİTAL PLATFORMLAR...
İnşaat sektörünün buluşma noktası Şantiye®, “Güven”i temsil eden “Basılı bir Yayın” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla inşaat sektörünün en önemli iletişim platformlarından biri olmaya her ortamda devam ediyor... 1988'den bu yana...
Şantiye® ayrıca yapı sektörüne "Şantiye'nin Yıldızı Ödülü", "Yılın Yeşil Yapı Malzemesi / Teknolojisi Ödülü" ve "Şantiyeden Kareler Fotoğraf Yarışması" gibi farklı organizasyonlarla da katkı sunuyor.
Şantiye®nin son sayısı da dahil 1988 yılından bugüne kadar yayınlanan TÜM SAYILARINA E-Dergi olarak göz atmak için lütfen tıklayın...
Şantiye®, başta ABONELERİ olmak üzere 2020-2026 yıllarında ilan veren firmalar ABS Yapı, Akyapı, Alumil, Anadolu Motor (Honda), Alkur, Ak-İzo, Altensis, Arbiogaz, Aremas, Arfen, Artus, Assan Panel, Asteknik, Atos, Batıçim, Baumit, Bentley Systems / Seequent, Betek, Betonblock, Bonus Yalıtım, Borusan CAT, Bosch Termoteknik, Bostik, BTM, Buderus, Bureau Veritas, Chryso, Çimsa, Çuhadaroğlu, Çukurova Isı, Deutsche Messe, Duyar Vana, DYO, Egepen Deceuninck, Efectis ERA, Ekomaxi, Elkon, Emülzer, Eryap, Filli Boya, Fixa, Fullboard, Form Endüstri Ürünleri, Form Endüstri Tesisleri, Form MHI (Mitsubishi Heavy Industries) Klima, Garanti Leasing, GF Hakan Plastik, Gökçe Brülör, Grundfos, Hannover Fairs, Hilti, IQ Alüminyum (by Deceuninck), İNKA, İntek, İpragaz, İstanbul Teknik, İzocam, İzoser, Kalekim, Knauf, Knauf Insulation, Komatsu, Köster, Kuzu Grup, LG, Marubeni, Masdaf, Master Builders Solutions, MBI Braas, Meiller Kipper (Doğuş Otomotiv), Messe Frankfurt, Messe München/Agora Tur., Mekon, Mitsubishi Chemical, Molecor, Nalburdayim.com, NETCAD, ODE, Ökotek, Özler Kalıp, Özpor, Panasonic, PERI, Pimakina, Pimapen, Polyfibers, Polyfin, Prefabrik Yapı / Hekim Yapı, Prometeon, Ravago, Rehau, Saint Gobain Türkiye, Samsung, Saray Alüminyum, Schüco, Scania, Selena (Tytan), Sentez Mekanik, Serge Ferrari, Shell, Siemens, Sistem İnşaat, Soudal, Sika, Şişecam, Temsa, TK Asansör, TMS, Tekno Yapı, Türk Ytong, Tremco illbruck, Vaillant, Vekon, Viessmann, Vorne, Wermut, Wielton, Wilo, Winsa, XCMG, Xylem ve ZF'nin değerli katkılarıyla hazırlanmaktadır.
ABONE OLMAK İÇİN
Bir yıllık abonelik bedelimiz olan 2.400 TL (6 Sayı, KDV Dahil)'yi TR70 0001 0008 5291 9602 1550 01 IBAN no’lu hesabımıza (Ekosistem Medya) yatırıp; ardından dekontu, açık adresinizi ve fatura bilgilerinizi (şahıs ise TC kimlik no; firma ise vergi dairesi-numarası) santiye@santiye.com.tr adresine e-posta veya 0532 516 03 29 no’lu telefona WhatsApp / SMS aracılığıyla ulaştırabilirsiniz.







