rggA Mimarlık’ın kurucusu R. Güneş Gökçek, mesleği sadece bina üretmekten ibaret görmeyip, bir düşünce, araştırma ve eleştirel üretim alanı olarak okumaya çalışan mimarlardan biri olarak dikkat çekiyor... Serbest Mimarlar Dernekleri Federasyonu ve Türkiye Serbest Mimarlar Derneği (TSMD) çatısı altında da sorumluluklar üstlenen Gökçek, bugüne kadar konut projeleri, karma kullanımlı yapılar, oteller, kültür yapıları, kampüsler, Ar-Ge tesisleri ve endüstriyel yapılar gibi geniş bir yelpazede projeler hayata geçirmiş. Ofisi, tasarımın yanı sıra uygulama projeleri, saha koordinasyonu, mesleki kontrollük ve danışmanlık hizmetleriyle süreci uçtan uca yöneten bir yapıya sahip; ve ulusal&uluslararası standartlarla uyumlu, veri odaklı, sürdürülebilir ve uygulanabilir projeler üretmeye yoğunlaşıyor. Aynı zamanda meslek örgütleriyle ilişkiler ve jüri/konferans katılımları üzerinden mimarlık kültürünün gelişimine katkı sunmayı önemseyen R. Güneş Gökçek’le yaptığımız röportaj kapsamında Gökçek’in mimarlığa ve yapı sektörüne bakış açısını öğrenme fırsatı bulduk... "Tasarım sürecinin stratejik bir yatırım olarak görülmesi" gerektiğinin altını çizen Gökçek’in değerlendirmelerinden bazı başlıkları Şantiye® okurlarıyla paylaşıyoruz...
Mimarlık teknik bilgi, etik duruş, estetik sezgi ve toplumsal sorumluluğun kesiştiği bir meslek
“Mimarlık benim için çok erken yaşta, mekânın insan üzerindeki etkisini sezgisel olarak fark etmekle başlayan bir merakın devamı... Sadece güzel bina fikri değil, şehirde yürürken hissettiğiniz ölçek, ışık, boşluk, sessizlik, gürültü, bütün bunların bir kompozisyon olabileceğini fark etmek beni bu alana yöneltti. Mimarlığı seçmemde iki temel motivasyon vardı. İlki, soyut düşünceyle somut üretimi birleştiren bir meslek olması. Yani masa başında kurduğunuz fikrin, yıllar sonra insanların içinde yaşayacağı gerçek bir mekâna dönüşmesini izleyebilmek. İkincisi ise sorumluluk tarafı. Bir yapıyı tasarladığınızda sadece işverene değil, kente, gündelik hayatlara, kaynaklara, gelecek kuşaklara karşı da sorumluluk alıyorsunuz. Bu hem zorlayıcı hem de çok motive edici bir durum. Ben mimarlığı teknik bilgi, etik duruş, estetik sezgi ve toplumsal sorumluluğun kesiştiği bir meslek olarak görüyorum ve bu bütünlüğü korumaya çalışıyorum...”
Yatırımcının hedefi, kullanıcı deneyimi ve kent etkisini merkeze alıyoruz
“rggA, bugün hem Türkiye’de hem yurt dışında farklı ölçeklerde paralel yürüyen geniş bir proje portföyüne sahip. Bu portföyde bir yanda marka konut projeleri ve karma kullanımlı projeler yer alırken, diğer yanda ölçeği daha küçük ancak tasarım iddiası yüksek konut ve villa projeleri bulunuyor. Ayrıca yurt dışında kültür yapısı ve kurumsal yapı çalışmalarımız da devam ediyor. Büyük ölçekli konut ve karma kullanım projelerimiz arasında Öniz Center Projesi yer alıyor ve bu çalışma, esneklik ve etaplama stratejilerini öne çıkaran tasarımıyla dikkat çekiyor. Bugünlerde bu projeye entegre kentsel bir promenad tasarımı da heyecan verici bir şekilde masamızda bulunuyor. Kazakistan’daki çalışmalarımızda ise, Kültür Merkezi projemiz inşaat izni alma aşamasındayken, ofis kulesi ve AVM’den oluşan diğer projemiz ön izin aşamalarına gelmiş durumda. Ankara Hub bölgesinde ise endüstriyel ve Ar-Ge yapılarında fonksiyonel, okunaklı ve esnek planlama çözümlerimiz sürüyor. Son olarak, Beytepe, Dodurga ve Bağlıca bölgelerinde yer alan farklı sayılarda villa projeleri de tamamlanmak üzere. Her projede, yatırımcının hedeflerini doğru okuyup, kullanıcı deneyimini ve kent etkisini merkeze alan, ölçülebilir performans kriterleri üzerinden ilerleyen bir yaklaşım benimsiyoruz. Bunların dışında tamamlanmış projelerimizin şantiye ziyaretleri ile süreçlerini yönetmeye devam ediyoruz...”
Sürekliliği, insan ölçeğini ve okunabilir bir mimari dili önemsiyoruz
“Projelerimizde önemsediğimiz temel unsurları ve prensipleri üç ana başlıkta özetleyebilirim. Birincisi ‘Bağlam ve Okunabilirlik’ prensibi. Her proje, bulunduğu kentin, mahallenin, peyzajın, iklimin ve kültürel arka planın bir parçasıdır. Yeni bir şey söylemeye çalışırken, ‘sırf farklı olmak için farklı’ tasarımlardan özellikle kaçınıyor, sürekliliği, insan ölçeğini ve okunabilir bir mimari dili önemsiyoruz. İkincisi ‘İşlevsellik, Esneklik ve Uzun Ömürlülük’. Plan organizasyonunda esnek kullanım, dönüşebilirlik ve bakım-onarıma elverişli çözümler önceliklidir. Yapı sadece bugün için değil, 10-20 yıl sonraki ihtiyaçlara da cevap verebilmelidir. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliğin en somut adımlarından biri olarak görülüyor. Üçüncüsü ise ‘Sürdürülebilirlik ve Teknik Tutarlılık’. İklim, yönlenme, gölge, doğal havalandırma, kabuk performansı, malzeme seçimi, yangın ve tahliye güvenliği, erişilebilirlik ve yapım detayları bizim için tasarımın ayrılmaz parçalarıdır. Bütün bu unsurlar, projenin kalitesini ve uzun vadeli başarısını belirler...”
Şantiye sürecini tasarım ekibinden koparmamaya özen gösteriyoruz
“Şantiye, mimarlığın gerçekliğiyle yüzleştiğimiz yerdir. Çizdiğiniz her detayın, verdiğiniz her kararın maliyet, süre, iş güvenliği ve insan emeği ile buluştuğu ortamdır. Dolayısıyla şantiyede bulunmayı sadece seviyorum demek az kalacaktır; ben mesleğin vazgeçilmez bir parçası olarak görüyorum. Şantiye ziyaretleri, bizlere üç önemli katkı sağlıyor. İlk olarak, bu ziyaretler geri besleme imkânı sunar. Çizdiğimiz detayların sahadaki karşılığını görerek, sonraki projelerde daha doğru, sade ve uygulanabilir çözümler üretmemize imkan tanır. İkinci olarak, iş birliği kültürü gelişir ve tasarımın kontrol altında tutulması kolaylaşır. Uygulamacı, taşeron, kontrol teşkilatı ve malzeme üreticisiyle yüz yüze iletişim güven ve saygı inşa eder. Bu durum, tasarım ofisinin sadece ‘dosya gönderen’ değil, sürece liderlik eden bir aktör olmasını sağlar. Son olarak, şantiyeler genç ekip için büyük bir okul işlevi görür. Ofisteki genç mimarların şantiye görmesi, malzeme ve detay bilgisini hızla derinleştirir. Bu yüzden rggA olarak, şantiye sürecini tasarım ekibinden koparmamaya özen gösteriyoruz...”


Bazı temel konular ne kadar iyi bilinirse o kadar cesur ve doğru tasarımlar yapılabilir
“Yeni mezun veya mezun olacak mimar meslektaşlarıma tavsiyelerimi ise üç eksende iletebilirim... İlk olarak, ‘Mesleğin temeline iyi hakim olmaları’... İyi plan çözümleri, yapı fiziği, taşıyıcı sistem mantığı, yangın-güvenlik, yönetmelikler gibi konular aslında ‘sıkıcı zorunluluklar’ değil, özgür tasarımın altyapısıdır. Bu temelleri ne kadar iyi bilirseniz, o kadar cesur ve doğru tasarlarsınız. İkinci olarak, ‘Sadece portfolyo değil, tutum da önemlidir’... Ofisler artık sadece hazırlanmış ‘iyi görsel’ sunanları değil, ekip çalışmasına yatkın, sorumluluk alan, iletişimi güçlü, meraklı ve tutarlı kişilerle yol yürümek istiyor. Dakiklik, sözünü tutmak, çizdiğini savunabilmek ve gerektiğinde düzeltebilmek gibi özellikler çok kıymetli. Üçüncü olarak, ‘Teknolojiyi kullanın ama ona teslim olmayın”... BIM, parametrik araçlar, yapay zekâ destekli üretim gibi teknolojiler harika imkânlar sunuyor. Ama sonuçta bu araçları yönetecek olan sizin mimari düşünceniz. Referans okuyun, sergi gezin, şehir gözlemleyin, malzemeye dokunun. Sadece ekran üzerinden mimarlık öğrenmeye çalışmaktan kaçının. Ve belki en önemlisi, kısa vadeli popülerlik yerine uzun vadeli mesleki itibarı her zaman önceleyin...”
Dayanıklılık ve Güvenlik, tasarımın ilk girdisi konumuna yükseldi
“Son yıllarda yatırımcı ve kullanıcı taleplerinde netleşen bazı önemli başlıklar belirginleşti. Bu başlıklar, projelerde günümüzde önem kazanan özellik ve unsurları ortaya koyuyor. Öncelikle ‘Esneklik’ ve ‘Çok İşlevlilik’ talepleri ön plana çıktı. Pandemi sonrası dönemde, konutlarda çalışma alanı, ortak alan, açık hava kullanımı gibi özellikler; ofislerde dönüşebilir planlar; karma projelerde ise modüler kiralanabilir alanlar talep edilir hale geldi. İkinci olarak, ‘Enerji Verimliliği ve İşletme Maliyeti’ konuları kritik bir öneme sahip. Yatırımcı artık sadece ilk yapım maliyetine değil, aynı zamanda 10-20 yıllık işletme maliyetine bakıyor. Bu bağlamda, cephe performansı, yalıtım, mekanik sistem verimliliği, gölgeleme ve otomasyon kararları kritik hale geldi. ‘Kullanıcı Deneyimi ve Marka’, özellikle marka konut, otel ve karma projelerde yoğun bir şekilde aranıyor. ‘Mekân Hikâyesi’ ve günlük yaşam senaryoları çok önemseniyor; sosyal alanlar, peyzaj, dolaşım, otopark deneyimi ve giriş hissi gibi unsurların tamamı bütüncül bir yaklaşımla ele alınıyor. Son olarak, ‘Dayanıklılık ve Güvenlik’, tasarımın ilk girdisi konumuna yükseldi. Deprem, yangın, iklim krizi gibi başlıklar tasarımın temelini oluşturuyor. Burada hem yerel yönetmeliklere hem de uluslararası standartlara hakimiyet önemli bir avantaj sağlıyor...”
Teknoloji kadar “Ölçek” ve “İhtiyat” da önemli
“Geleceğin yapıları bana göre daha hafif, daha akıllı, daha esnek ve daha geri dönüştürülebilir olmak zorunda. İnşaat yapım-teknolojilerinde öngördüğüm değişim, özellikle şu temel eğilimler üzerine odaklanıyor: Geleneksel betonarme ağırlığının azaldığı, buna karşın hibrit sistemlerin, çelik, ahşap ve kompozit çözümlerin arttığı bir yapısal dönüşüm. Ayrıca, fabrikasyon, modüler ve yerinde hızlı montaj sistemlerinin giderek yaygınlaştığı bir döneme giriyoruz. Cepheler konusunda ise büyük bir işlevsellik değişimi söz konusu. Cepheler artık sadece estetik bir kabuk değil, iklimsel performans, enerji üretimi, gölgeleme ve doğal havalandırma aracı görevini üstlenmeli. Diğer yandan, binaların sensörler, veri analitiği ve yapay zekâ destekli otomasyonla kendi performansını optimize ettiği bir dönem çoktan başladı. Ancak teknoloji kadar önemli olan ‘ölçek’ ve ‘ihtiyat’ kavramlarıdır. Her yeni teknolojiyi, uygulanacak olan bağlama, iklime ve ekonomik gerçeklere uygun olduğu için seçmek gerekiyor. Geleceğin iyi yapıları gösterişli değil, her devirde olduğu gibi tutarlı ve dürüst yapılar olacak diye düşünüyorum...”



İşveren tasarım sürecini stratejik bir yatırım olarak görmeli
“Sektörde yapısal diyebileceğimiz sorunlar mevcut. Bu sorunlar, sektördeki tüm paydaşları kapsayan genel bir hali işaret ediyor. Öncelikle, ‘Proje Hizmetinin Değerinin Düşük Görülmesi’, temel bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Tasarım hizmeti hâlâ çoğu zaman sadece ‘gerekli evrak’ gibi algılanıyor. Oysa doğru planlanmış bir proje yapım ve işletme maliyetlerinde çok ciddi tasarruf ve katma değer sağlar. Bu zincirde işverenin tasarım sürecini stratejik bir yatırım olarak görmesi gerekiyor...”
Teslim baskısı hataları sahaya taşıyor
“İkinci önemli başlık ise ‘Süre Baskısı’ ve ‘Koordinasyon Eksikliği’. Kısa vadeli teslim baskısı, disiplinler arası koordinasyonu zayıflatıyor ve kaçınılmaz olarak hataları sahaya taşıyor. Biz aslında süre konusunda oldukça iddialı bir ekibiz. Ama bu ancak doğru planlama ile olabilir. Yoksa faydasız acelenin bir faydası olmadığı ve günün sonunda ister istemez belirli sürelerin geçtiği her seferinde tecrübe ediliyor...”
Yönetmelikler yaşam kalitesi, güvenlik ve çevresel performansı da tarif etmeli
“Kamu Süreçleri ve Yönetmelikler konusunda ise bazı eksiklikler var. Planlama ve ruhsat süreçlerinde şeffaflık, öngörülebilirlik ve teknik yeterlilik her zaman istediğimiz düzeyde değil. Yönetmeliklerin sadece emsal-yükseklik belirleyen metinler olmaktan çıkıp yaşam kalitesi, güvenlik ve çevresel performansı da gerçek anlamda tarif etmesi gerekiyor. Son olarak, ‘Malzeme Üreticileri ve Uygulamacılarla olan İlişkilerimiz’ de değerlendirilmeli. Bazı üretici ve uygulamacılarla çok iyi işbirliklerimiz var; ancak genel olarak teknik dokümantasyon, sürdürülebilirlik verisi, garanti ve servis süreçlerinde daha şeffaf ve standartlaşmış bir yapı şart. Tasarım ofisi-üretici-uygulamacı üçlüsünün erken aşamadan itibaren şeffaf çalıştığı modelleri kesinlikle çoğaltmalıyız. Özetle, aynı gemide olduğumuzu kabul ettiğimiz anda, proje kalitesi ve sektör itibarı birlikte yükseliyor...”
Mimar artık süreç yöneticisi, veri okuryazarı ve stratejik danışman gibi roller de üstleniyor
“Mimarlık mesleği zaten hızlı bir evrilme içinde ve bu değişim gelecekte de sürecek. Bu evrim, öncelikle meslekteki rol değişimi ile kendini gösteriyor. Mimar, artık sadece ‘çizen kişi’ statüsünde değil; süreç yöneticisi, veri okuryazarı, stratejik danışman ve moderatör gibi çok daha geniş roller üstleniyor. Bu değişimin arkasındaki önemli güçlerden biri Yapay Zekâ ve Otomasyon. Rutin üretimlerin, varyasyonların ve temel analizlerin önemli bir kısmı algoritmalar tarafından üstlenilecek. Bu durum aslında kötü bir şey değil; tam tersine, mimarın zamanını daha çok kavramsal, etik ve bağlamsal kararlara ayırmasını sağlayacak. Ancak bu potansiyeli kullanabilmek için mesleğin düşünsel seviyesini yükseltmemiz gerekiyor...”
Yerel pratiklerin global standartlarla hizalanacağı bir döneme gidiyoruz
“Ayrıca, meslekteki çalışma biçimi de değişecek. Büyük ofisler kadar, belirli niş alanlarda uzmanlaşmış küçük ofislerin de güçleneceğini düşünüyorum. İşbirliği ekosistemi, alışılagelmiş hiyerarşik yapının yerini alacak. Buna ek olarak ‘Uluslararası Standartlarla Uyum’ daha da önem kazanacak. Özellikle güvenlik, erişilebilirlik, enerji verimliliği ve etik konularında, yerel pratiklerin global standartlarla daha fazla hizalanacağı bir döneme gidiyoruz. Kısacası, mimarlık mesleği form olarak değişecek; ancak özünde var olan ‘insana ve çevreye sorumlu mekân üretme’ tanımı güçlenerek devam edecektir...”
Sürdürülebilirliği süs değil, tasarımın “omurgası” olarak görüyoruz
“Son yılların popüler konuları olan sürdürülebilirlik, enerji verimliliği, ekolojik tasarım ve modüler-prefabrik yapılar hakkındaki yaklaşımım, bu başlıkların gündemde olmasından rahatsız olmamak yönünde. Çünkü gündemde olması bile farkındalık yaratıyor. Ancak sürdürülebilirlik bizim için modaya göre eklenen bir etiket değil, proje başlangıcında masaya koyduğumuz zorunlu kriterler bütünüdür. Bu kriterler arasında arazi ve iklim analizlerine dayalı yerleşim kararları, pasif iklimlendirme stratejileri, doğal ışık ve havalandırmanın maksimum kullanımı yer alır. Ayrıca, uzun ömürlü, geri dönüştürülebilir ve mümkünse yerel malzeme seçimi ile kompakt ve verimli planlar yapmak, gereksiz hacim ve malzeme kullanımından kaçınmak da önemlidir. Son olarak,modüler ve prefabrik sistemlere açık, esnek strüktürler kullanmak bu yaklaşımın bir parçasıdır. Türkiye’ye baktığımızda çok iyi örnekler üreten ofisler ve yatırımcılar olduğu görülüyor, teknik bilgi düzeyi de fena değil. Ancak bu yaklaşımın yaygınlık kazanması, mevzuat ve teşvik mekanizmalarıyla desteklenmesi gerekiyor. Enerji performansı, karbon ayak izi, su yönetimi gibi ölçülebilir kriterlerin ruhsat ve finansman süreçlerine entegre edilmesi şart. Biz rggA olarak her projede bütçe, bağlam ve işveren beklentileri ölçüsünde bu kriterleri somut hedeflere dönüştürmeye çalışıyoruz. Sürdürülebilirliği süs değil, tasarımın ‘omurgası’ olarak gördüğümüz için, gösterişli ama işlevsiz çözümler yerine, sakin ama etkili stratejilerle ilerlemeyi tercih ediyoruz.”
Şantiye® Dergisi ve Dijital Platformları
Daha iyi yapılar için...
6 Aralık 2025
Türkiye'nin en ESKİ ve en çok ZİYARET EDİLEN şantiyesi: ŞANTİYE®...
İnşaata dair "KAYDADEĞER" ne varsa... 1988'den bu yana...
Şantiye®nin ürettiği, derlediği ve yayınladığı içeriklerde öncelik “KAMUSAL YARAR”dır...
Ve yayınlanan içeriğin “ÖZEL” olmasına özen gösterilir...
BASILI DERGİ + E-DERGİ + SANTİYE.COM.TR + SOSYAL MEDYA + DİJİTAL PLATFORMLAR...
İnşaat sektörünün buluşma noktası Şantiye®, “Güven”i temsil eden “Basılı bir Yayın” olma özelliğinin yanı sıra yenilenen web sitesi, Turkcell Dergilik ve Türk Telekom E-Dergi gibi mobil uygulamalardaki varlığı, 42 bin E-Bülten abonesi ve 100 bin sosyal medya takipçisi-bağlantısıyla inşaat sektörünün en önemli iletişim platformlarından biri olmaya her ortamda devam ediyor... 1988'den bu yana...
Şantiye® ayrıca yapı sektörüne "Şantiye'nin Yıldızı Ödülü", "Yılın Yeşil Yapı Malzemesi / Teknolojisi Ödülü" ve "Şantiyeden Kareler Fotoğraf Yarışması" gibi farklı organizasyonlarla da katkı sunuyor.
Şantiye®nin son sayısı da dahil 1988 yılından bugüne kadar yayınlanan TÜM SAYILARINA E-Dergi olarak göz atmak için lütfen tıklayın...
Şantiye®, başta ABONELERİ olmak üzere 2020-2025 yıllarında ilan veren firmalar ABS Yapı, Akyapı, Alumil, Anadolu Motor (Honda), Alkur, Ak-İzo, Altensis, Arbiogaz, Aremas, Arfen, Artus, Assan Panel, Asteknik, Atos, Batıçim, Baumit, Bentley Systems / Seequent, Betek, Betonblock, Borusan CAT, Bosch Termoteknik, Bostik, BTM, Buderus, Bureau Veritas, Chryso, Çimsa, Çuhadaroğlu, Çukurova Isı, Deutsche Messe, Duyar Vana, DYO, Efectis ERA, Ekomaxi, Elkon, Emülzer, Eryap, Filli Boya, Fixa, Fullboard, Form Endüstri Ürünleri, Form Endüstri Tesisleri, Form MHI (Mitsubishi Heavy Industries) Klima, Garanti Leasing, GF Hakan Plastik, Gökçe Brülör, Grundfos, Hannover Fairs, Hilti, IQ Alüminyum (by Deceuninck), İNKA, İntek, İpragaz, İstanbul Teknik, İzocam, İzoser, Kalekim, Knauf, Knauf Insulation, Komatsu, Köster, Kuzu Grup, LG, Marubeni, Masdaf, Master Builders Solutions, MBI Braas, Meiller Kipper (Doğuş Otomotiv), Messe Frankfurt, Messe München/Agora Tur., Mekon, Mitsubishi Chemical, Molecor, Nalburdayim.com, NETCAD, ODE, Ökotek, Özler Kalıp, Özpor, Panasonic, PERI, Pimakina, Polyfibers, Polyfin, Prefabrik Yapı / Hekim Holding, Prometeon, Ravago, Rehau, Saint Gobain Türkiye, Samsung, Saray Alüminyum, Schüco, Selena (Tytan), Sentez Mekanik, Serge Ferrari, Shell, Siemens, Sistem İnşaat, Soudal, Sika, Şişecam, Temsa, TMS, Tekno Yapı, Türk Ytong, Tremco illbruck, Vaillant, Vekon, Viessmann, Wermut, Wielton, Wilo, Winsa, XCMG, Xylem ve ZF'nin değerli katkılarıyla hazırlanmaktadır.
ABONE OLMAK İÇİN
Bir yıllık abonelik bedelimiz olan 2.400 TL (6 Sayı, KDV Dahil)'yi TR70 0001 0008 5291 9602 1550 01 IBAN no’lu hesabımıza (Ekosistem Medya) yatırıp; ardından dekontu, açık adresinizi ve fatura bilgilerinizi (şahıs ise TC kimlik no; firma ise vergi dairesi-numarası) santiye@santiye.com.tr adresine e-posta veya 0532 516 03 29 no’lu telefona WhatsApp / SMS aracılığıyla ulaştırabilirsiniz.












